Haber Detayı
17 Şubat 2017 - Cuma 15:32
 
İŞİNİN ERBABI: UÇAN PANTER UYGUR İLVAN
Röportaj Haberi
İŞİNİN ERBABI: UÇAN PANTER UYGUR İLVAN

Röportaj İkram KALİ

 

Anadolu'nun her kentinde yetenekli, renkli, kabına sığmayan örnek isimler vardır.  Bu isimler sosyal kültürel yönleriyle çevrelerini de etkileyerek iz bırakmışlardır. İşinin erbabı Uygur İlvan'da Van için böyle bir isimdir. Van'ın nüfusunun 8-9 bin olduğu dönemlerde İstanbul gibi büyük kentlerin gençleriyle boy ölçüşecek etkinliklere imza atmış. Bir koltukta çok karpuz taşıyan Uygur İlvan yeteneğini sınırlamadan sporda, müzikte Van'ın gözde isimi olmuştur. Çok başarılı bir kaleci olan ve " Uçan Panter " lakabı alan Uygur İlvan,  dağcılık, bisiklet, yüzme, kayak, futbol, voleybol sporlarının yanı sıra nerdeyse çalmadığı müzik aleti de kalmamış. Uygur İlvan döneminin sosyal özeti gibidir.  Uygur İlvan'ın yaşam hikâyesinin bir kesitinden Van'ın kültürel birikimine de tanık olacaksınız. 

 

Kendinizi ve eğitim sürecinizi anlatır mısınız?
1931 yılında Van'da doğdum. Van'da büyüdüm.  İki erkek, bir kız çoğum, beş de torunum var. 1938'de İlkokula başladım.  Van'da  1930'larda  4  okul ilkokul vardı. Birnci, İkinci  Tebrizkap ve Cumhuriyet. O  dönem okullarda yaygın trahom hastalığı vardı.  Okullarda  tarama yaptılar,  bütün  hasta çocukları İkinci ilkokulda  topladılar.  Benim kaydım 1938 de Birinci İlkokula yapıldı. 1944 de deprem oldu, Atatürk İlkokulu'nun yanına barakalar yapıldı. İlkokulu ben  orda bitiridm. Van'da  tek ortaokul vardı. Sıhke  Caddesi ( İnönü İlkokulu  ve Özel İdare  İş Hanı'nın  yeri) 1945-1946'da da ortaokulu bitirdim. O dönem Van'da lise yoktu. O zamanki ortaokul mezunları olarak ortada kaldık. Bizden  önce  3-4  dönem lise  okuyamayan Vanlı  öğrenciler vardı. Ortaoklu mezunları toplanarak Reisicumhur, (Cumhurbaşkanı) Başbakan, Bakanlar ve diğer yetkililere Van'da lise açılması için telgraflar çektik. Milli Eğitim Bakanı Hasan Tahsin Banguoğlu'nun Van'a geleceği haberini aldık. Vanlı gençler olarak toplanarak eylem yapma kararı aldık. Pankart yazdık. Bakan Van şehir merkezine girmeden önce de valinin şoförüne makam aracını biraz yavaş sürmesi için ricada bulunduk. Amacımız Milli Eğitim Bakanı Banguoğlu'na lise açılması isteğimizi yansıtan pankartı göstermek, okumasını sağlamaktı. Gün geldi. Bakan aracı şehre girdi. Vanlı gençler olarak bizde makam aracının etrafında ve arkasında Halkevi'ne (Şehir Sineması) kadar bakana bisikletlerle eşlik ettik. Bakan valiyle birlikte makam aracından inince orda güçlü tezahürat yaparak bakanın konuşmasına izin vermedik. Van'a bir lise yapılmasını istedik. Bakan baktı kı biz susmuyoruz, elini havaya kaldırarak ' Vanlı gençler, bir dakika müsaade edin bende konuşayım' dedi. Bakan bey şöyle dedi: "  Size müjdelerle geldim. Bir Atatürk Lisesi, İki Meslek Lisesi,  birde Kız Meslek Lisesi yapacağız. Van'a hayırlı olsun"  sözünü verdi. Ve hemen Milli Eğitim Müdürlüğüne emir vererek Atatürk Lisesi'nin bir an önce kurulmasını istedi. Alkış tufanı koptu tatbiki. Herkes birbirine sarıldı.  1948 yılında eski Atatürk İlkokulu yanında bulunan bu  barakalarda Atatürk Lisesi eğitime açıldı. Atatürk Lisesi'nin ilk kayıt yapan, ilk mezunlarıyız. İskele Caddesinde bulunan lise binası inşaatı ancak 1951 yılında hizmete girdi. Fakat biz yeni Atatürk Lisesi binasından mezun olamadık.  Ben ve arkadaşlarım  Benimle birlikte o okulda Muzaffer Saracoğlu, Bahattin Türkoğlu, Sabahattin Çaldağ, Kazım Ezberci, Turan Haydaroğlu, Fevzi Leventoğlu, Muzafer  Çevik, Bahattin Uygun, Sabahattin Töre, Dündar  AAltalı, Talat Altaylı, Turgut  Altayı,  Valinin Oğlu Yalçın, Sabahattin Akdemir, Sadettin Gencer, Aydın Anteplioğlu, Hürşit  Altaylı, Ganime Okayer, Nadide  Okayer, Leman Cengiz, Sevim  Boya, İsmet  Hanım.  toplam 53 kişi mezun olduk.Okulda  5  bayan öğrenci  arkadaşımız vardı.

 

 

 

Atatürk'ün ölümünü  hatırlıyorumusunuz?
Evet  hatırlıyorum.  Birinci ikokulun birici  sınfındaydım.  İlk dersten  tenefüse  çıkmıştık.  Bir  süre  geçti. Baktı ki  öğretmenler, üst  sınıf  abi ve ablalarımız ağlıyor.  Onlar  ağlayınca bizde  ağladık. Ama neden  ağladığımızı  bilmiyorduk. Öğretmenimiz   Gülsüm Toktamış üzgün bir  şekilde sınıfa  girdi " Çocuklar, Atatürk vefat etti.  Türkiye'de yas  ilan edildi. Okulllar bugün tatil  oldu. Evlerinize  gidin”    dedi. Bizde evlermize  gittik. Ben  eve girdiğimde  baktım  evimizde annem ve babamda  ağlıyor. Babam bana  üzgün bir şekilde ”  Rahmetli  Atatürk'ü  askerliğimi yaptığım  Diyarbakır Asker Hastanesi'ne  geldiğinde yakından görmüştütüm.    Atatürk  eczaneyi  ziyaretinde  eczane  de ilaç  stokunu  sormuştu. Bundan dolayı da  ayrı bir  sevgim  saygım  vardı."  ded.  O  gün Van'da   yas vardı., herkes  üzüntülüydü, insanlar  ağlıyordu.

 

Atatürk Lisesi ile ilgili anınız var mı?
 O zaman lise müdürümüz Naci İnanç'tı. Müdürümüz Necdet isimli bir arkadaşımızı okuldan kovdu. Daha sonra Necdet'te okula gelerek müdüre silah çekti. Müdürümüz masanın altına saklandığından bir şey olmamıştı.  Necdet arkadaşımız da müdürün öldüğünü zannederek intihar etti. Bu olayı hiç unutmam. Lise öğrenimimi bitirdikten sonra askere gittim. Askerde yedek subay olarak görev yaptım. Biz lise mezunları o dönem teğmenliğe kadar yükseldik.  Yedek subay okulunu bitirdikten sonra kıtaya gittik. Kıtaya gitmeden önce askerlik 6 ay daha uzadı. Asteğmenlik rütbesinden sonra teğmen rütbesi aldım.  Ve daha sonra terhis oldum.

 

O dönem  sosyal faaliyetler nelerdi?
Okulda her dalda sosyal aktivitelere katılırdım. O zamanlar ben ve diğer arkadaşlarım çok aktifdik. İmkânsızlıklara rağmen futbol, voleybol, bisiklet, bisiklet, kayak gibi bütün sportif aktivitelere katılırdık. 1946'dan 1962'ye kadar Halkevi'nde bütün aktivitelere katıldım. Spor, kültürel etkinlikler o dönemler Vanlılar için yaşam biçimiydi.Sonra  Şengençler  Kulübü bünyesinde  devam ettim.

 

Müzik aleti çaldınız mı?
Spor müzik, tiyatro iç içeydi. Bende yetenekliydim. 1942 de Birinci İlkokul  sıralarında  ağız  müzikası  çalardım. Lokantacı Şeref  Şahin de  sınıf  arkadaşım dı. Sesi çok güzeldi. Ben çalardım.O da  söylerdi. Sınıflarda mini konser verridik. 1940-50'li yıllardan başlayarak akordiyon, trampet, klarnet, keman, cümbüş ve ud çaldım. Çok iyi keman çalan Vanlı İhsan  Bey  diye biri vardı. Evimize gelerek Kemal ağabeyime keman dersi verirdi. Abimin kemanını abimden  gizili  gizli çalıyordum.  Bende keman çalmayı ağabeyimden ve İhsan Bey'den öğrendim.  Öyle bir  seviyeye  gedimki  müsamerelerde   çalmaya başladım.  Kemanı o zaman notayla değil, pratik çalardık.

 

 

Grup olarak bir müzik yaptınız mı?
Bugün Van'da gelişen, Türk Sanat Müziği topluluğunun ilk kaynağı, temeli bizleriz. Şahin Türkmen, Muzaffer bey, Fikret Paköz vardı.  Arada bir Halkevi'nde Türk Sanat Müziği eselerini seslendirerek sahne alıyorduk. O zamanlar futbol maçlarına gitmek için para bulamıyorduk. Müsamere, konser veriyor, para toplaToplulukta ikşi keman  akerdion, kanun, cümbüş, ritim, vardı. yıp maçlara gidiyorduk. Bende toplulukta cümbüş çalardım.Van halkının spora, müziğe, kültürel faaliyetlere çok büyük ilgisi vardı Halkevi bünyesinde bugün bile olmayan sosyal, kültürel aktiviteler yapılırdı. Halkevi bünyesinde futbol, boks, güreş, kayak, müzik, tiyatro, bando kolu vardı. O zamanlar Halkevi yöneticilerinden Vanlı Orhan Akşener vardı. Bize çok yardımcı olurdu.

 

 

Futbola ne zaman başladınız, o dönemin Van futbolunu anlatırmısınız?
Bizim dönemimizde siyah beyaz renklere sahip Vanspor Gençlik Kulübü vardı. O zamanlar 16-17 yaşlarındaydım. Ağabeylerim Ekrem ve Kemal İlvan Gençlikspor'da top oynardı. Bende sürekli onların yanına takılırdım. Daha sonra Şengençler Futbol Kulübü kuruldu.  Şengençler takımını kurduktan sonra Ekrem ağabeyim Vanspor Gençlik Kulübünden ayrılarak Şengençler kulübüne katıldı. Gençlikspor'un Kulüp Başkanı O zamanlar Behçet Demirel'di. Bizim kurduğumuz Şengençler takımı mükemmel takımdı. Doğu illerinde namımızı duymayan kalmadı. Paramız pulumuz yoktu. Takım ruhu vardı. Kulüp Başkanımız ve Kütüphane Müdürü Vahit Kurşun forma renginin milli takım forması renkleri olan kırmızı beyaz olmasını uygun gördü. Bize de  "herkes kendisine iki parçalı kırmızı-beyaz forma yapsın" dedi.  Bütün futbolcular kendisine imkanlar ölçüsünde bir forma yaptı. Ama formaların nasıl olacağını söylemediler.  Neyse herkes formasını maç günü getirdi. Meğer herkes kendine göre farklı bir forma yapmış . Böyle olunca herkesin formaların her biri değişik oldu tabi ki. Hepimiz halimize ve ortaya  çıkan manzaraya güldük.  O formalarla Gençlik maçına sahaya çıktık. Odönemlerde de Fenerbahçe çok başarılı futbol oynardı. Bizde Fenerbahçe'den esinlenerek rengimizi sarı-lacivert yaptık. Bende takımda kalecilik yapıyordum. Fenerbahçe'nin kalecisi Cihat Arman'ı kendime örnek almıştım. Şengençler'de 15 yıl kalecilik yaptım. Lakabımda "Uçan Panter"di. Çok iyi bir kaleciydim. O zaman hocamız yoktu Adnan Orhan diye bir beden eğitimi öğretmeni bizi çalıştırıyordu. 

 

Futbol ile ilgili çok anınız vardır mutlaka. Bir anınızı anlatırmısınız?
Erzurum'da Palandöken'e maça gittik. Palandökenspor'da Doğunun en popüler takımıydı.  Bize akşam yemeği verildi.  Ancak akşam yemeğinde bizi çok küçümsediler. Sahaya çıktık 43'cü dakikada bir gol attık. Palandöken'de Zülküf diye bir boksör futbolcu vardı,  sağ açık oynuyordu. Bizde de rahmetli Celal Arvas'ta sağ iç oynuyordu. Golü attığı  için saldırarak Celal Arvas'ı dövdü. Daha sonra soyunma odasına girdik, maça çıkmama kararı aldık. Erzurum valisi geldi böyle yapmayın, 5 dakikada daha oynayın maçı bırakın dedi.  Arkadaşlarımızın kimi formasını, kimi kramponlarını çıkarmıştı. Protesto edercesine o şekilde sahaya çıktık.  Palandökenspor  bu şekilde  bize 3 gol atı. Biz o gün çok güzel bir top oynadık, fakat canımızı kurtarmak için maçı vermek zorunda kaldık. Siirt Botanspor'a maçına üstü açık kamyonun üstünde Siirt'e gittik. Maçta bir penaltı oldu. Penaltıyı kurtardım, fakat sol bacağım çok sancılanıyordu. Birde baktım ki sol bacağım komple sıyrılmış, kanlar akıyor. Orada bayılmışım. Bir süre geçtikten sonra uyandım. Gözümü açmaya çalıştım, ama bir türlü açamadım.  Meğer uyanayım diye gazozla yüzümü yıkamışlar.  Maçtan sonra sizi banyoya götüreceğiz dediler.  Bir camide karanlık bir havuz vardı.  Kap karanlık bir yerdi. Su renginin bile ne olduğunu görmedik.  İlginçti.  Çocuklarımdan Hakan Vanspor' da bir dönem profesyonel olarak top oynadı.

 

Bugünkü spor,  futbol ahlakını kalitesini nasıl görüyorsunuz?
Bugünkü sporla geçmişteki sporun arasında çok fark var. Şimdi bir futbol maçını izlerken çok rahatsız oluyorum. Eski den sporda saygı, nezaket, centilmenlik çoktu. Karşıdaki bir büyük bizim takımda ki bir futbolcuya tokat attığı zaman o oyuncu başının önüne eğip giderdi. Ama şimdi futboldan amacı dışına çıktı.  Futbolcular en küçük faulde yerlerde çırpınıyorlar. İki dakika sonra kalkıp tekrar bir şey olmamış gibi oynuyor. Rakibi rencide etmek, hakemi yanıltmak, taraftarı tahrik etmek futbolmudur?  Maalesef centilmenlik dışı hareketler yapıyorlar.
Hangi takımı tutuyorsunuz?
Fenerbahçe'yi tutuyorum.  Kasımpaşa ile oynadığı maçı da seyrettim ve keyif aldım.
Eskiden maçlarını nerede yapıyordunuz?
Eskiden maçlarımızı şimdiki Endüstri Meslek Lisesi'nin karşısında yer alan toprak bir saha oynardık.
Van'ın eski, köklü takımlarını sayabilirmisiniz?
Bizim dönemimizde siyah beyaz Van Gençlikspor, sarı larcivet Şengençler, sarı kırmızı Akınspor, mavi beyaz Gölspor ve turuncu siyah Karayolları Yolspor,  kırmızı larcivet renklere sahip Jandarmagücü vardı. Daha sonra Akınspor adını Erekspor yaparken, Gölspor ise ismini İkinisan olarak değiştirdi.
Van  derbisi  hangi takımlar arasında oynanırdı?
Şengençlerspor ve Gençlikspor arasında oynanırdı. Şe gençler çok  güçlü bir takımdı.  Ama her derbi  maçından  sonra olay çıkardı. O zamanlar Jandarmagücü vardı. Jandarmagücü de çok kuvvetli bir takımdı. Onlarda çok güzel top oynayan oyuncular vardı. Futbolcuları çok sert top oynardı.
Hatırladığınız takım arkadaşlarınız kimlerdi?
Bahattin Türkoğlu, Bahattin Özen, Mustafa Atay, Ergün Oktay, Münci Saraçoğlu, Erdal,  Bozkurt, Necat Çemberlitaş,  Celal KUşcu, Rıdvan ve daha birçok önemli oyuncular vardı.
Van'ın ilk futbolcularını biliyormusunuz?
Bizden evvel iki kuşak daha vardı. Mesele ağabeylerim Kemal İlvan, PTT'den Yaşar bey,  Kara Refik Gücüyener, Gardiyan Murat Şahinbaş, Çakaloğlu Kemal Atilla, Hasna Yamaç (Kardağ)  ve diğerleri vardı.
Babanız Van'ın ilk eczacısı, nasıl ilaç  satardı?
Babam Hamdi İlvan  askeriliğini Diyarbakır'da yapıyor.  Birazda Fransızca konuşmasını biliyordu. Babamı askerdeyken, askeri hastaneye alıyorlar ve orada eczacı  olarak görev yapıyor. Şimdi ki gibi kutuda ilacı raftan alıp vermiyorlar. İlacı yaptıkları zaman, terazinin bir gözüne sigara kâğıdının yarısını, diğer gözüne de kâğıdın yarısını koyuyorlardı. O zaman doktor ilacı miligram miligram yazar ve o ölçüye göre sigara kağıdına koyup hastaya verirlerdi. Hastada ilacı kağıtla birlikte yutardı. Bu 1920-30 yıllar. O dönem Van'a bir askeri doktor Van'da eczane olmadığını görüyor. Babamın askerde eczacı olduğunu duymuş. Daha sonra babama ortaklık teklifinde bulunuyor. Babam da kabul ediyor. Eczacı diplomasıyla eczane açılıyor. Daha  sonra  eczacı Kail Bey   ortak oluyor. Birgün eczaneye bir hastanın reçetesi geliyor. Hastanın ilacı gargara. Bir şişe suya iki üç damla tantiriyot damlatılıyor oluyor gargara. Hastayı yolcu ettikten sonra babam ortağı Kamil beyin yayına gidiyor ve "Sen o fakir hastadan ne kadar para aldın" diye soruyor. Kamil  Bey de " 1 lira aldım" diyor.  Babam " Maliyeti 5 kuruş olan ilacı sen hastaya 1 liraya sattın, ben böyle haksızlığı kabul etmem" diyor ve bir süre sonra ortaklıktan ayrılıyor. Daha sonra da eczacılığı terk ediyor.  Babam ileri görüşlü bir insandı.  1928'lerde Van'a ilk motorlu aracı getiren babamdır. Ford marka bir taksi getiriyor. Bu arada İstanbul'da 6 ay ehliyet kursu görüyor. Getirdiği arabanın tekerleği patos tekerliği gibi ağaçtı. Aracı geldiği gibi garaja çekiyorlar. Ben çocuktum. Van'da benzin pek yoktu.  Çünkü eskiden araç olmadığı gibi buraya develerle benzin gelirdi. O benzini de belli şahıslar satıyordu. O zamanlar lastikte temin edilemiyordu.O araç kendi orijinal lastikleriyle idare etti. Birgün Erciş'ten dönerken aracın lastiği patlıyor.  Yedek lastik olmadığı için lastik yerine yorgan'ı tekerleğe sararak arabayı Van'a getirmişler. 
Vanlı nasıl biridir?
Van insanı naziktir, merttir. Çok misafirperverdir. Kurnazlık, kötülük  bilmez. Saygı sevgiye, insana, komşuluğa, dostluğa önem verir. Kırılgandır. Medeni ve sosyal yaşamayı sever. Van eskiden daha bakımlı, daha temizdi. Van sosyal ve kültürel anlamda hareketli bir kentti. İstanbul'da ne varsa bir süre sonra Van'a gelirdi. Şimdilerde ruhunu kaybeden, çirkinleşen, erozyona uğramış bir il görünümünde.  Kalabalık, karmaşa var. Düzensiz, bakımsız  bir şehir görünümünde. Buna çok üzülüyorum.
Eski Van Oturma geceleri nasıldı?
Eskiden Van Oturma geceleri vardı.  Müsamere hazırlanırdı ve Van türküleri, manileri, şiirleri söylenirdi. Halk oyunları onanırdı. O zamanlar Mustafa Solmaz, rahmetli Fevzi Levendoğlu, Orhan Akşener, ve ağabeyim Ekrem İlvan vardı.
Nereden emekli oldunuz.?
Karayolları 11. Bölge Müdürlüğü'nün ilk personellerinden biriyim.  Karayolları Van'da şube iken 1954  5. ayında   işe girdim. O zaman Karayolları  Perhanoğlu  ailesinin yerinde   açıldı. Araç parkı da Hacı Nuhi Polat'ın  evlerinin yeriydi. O  zaman lise mezunu  demek  ayrıcalık demekti. Araştıma  Teknisyeni oldum. 1965 'te 9  ay  kursa   görerek 1967 de Hakkari Şube Şefliği yaptım. 40 yıl çalıştım. Ve emekli oldum.  Karayolları Türkiye'nin  ve Van'ın gurur  duyacağı her anlamda öncü, nadide köklü kurumudur. Karayolları medeniyetin  öncüsüdür. Bu  yuvada onurla,  gururla görev  yaptım.   

 

Kaynak: (İHA) - İhlas Haber Ajansı Editör:
Haber Videosu
Yorumlar
Haber Yazılımı