Haber Detayı
25 Temmuz 2018 - Çarşamba 14:50
 
MAVİ ŞEHRİN KALEMLERİ
Şairler yazarlar Vansesi'nin Mavi Şehrin Kalemleri sayfasında buluşuyor.
Köşe Yazıları Haberi
MAVİ ŞEHRİN KALEMLERİ

Enver Dilaver

Ümit Kayaçelebi

Van'ın eski ve köklü ailelerinden Dilaver ailesinin bir ferdi olan Enver Dilaver, 1910 yılında Van'da doğdu. İlkokulu Van'da okuduktan sonra ortaokul ve liseyi Kuleli Askeri Lisesinde tamamladı.

 Askeri dişçi olarak ilk görevini İstanbul Maltepe Askeri Lisesinde yaptıktan sonra Erzincan, Siirt, Malatya'da görev yaptıktan sonra Van'a geldi. Van'a geldiğinde kıdemli Binbaşı iken istifa ederek Sağlık Bakanlığında görev aldı. Bir müddet Konya'da görev yaptıktan sonra Van Devlet Hastanesinde çalışırken 1967 yılında İstanbul Beykoz Çocuk Hastanesine tayin edildi ve oradan emekli oldu.

15 Aralık 1983 tarihinde hayata veda eden Enver Dilaver bugün Akköprü Mezarlığında yatmaktadır.

Enver Dilâverin ' Van gölü Dalgalandıkça' ve 'Sizlere yazdım' adlı iki de şiirlerinin yer aldığı kitapları mevcuttur.

Yine Van'da iken 'Van gölü Sanat ve İrfan Derneği' ni kurdu. Ayrıca aylık gazete de çıkardı. Birçok sosyal çalışması olan Enver Dilaver ayrıca Van'da il açık hava Sineması Olan 'Yeni Simema'yı kurmuştur. Çok uzun ömürlü olmasa da Van'da ilk yazlık sinemayı kurma gururu da ona aittir. Bu sinema şu anda Özgür Center İş Merkezi’nin olduğu yerde olup mütevazı bir yazlık sinema idi.

Enver Dilaver'i rahmetle anarken bu arada onun bir şiirini de âcizane sizlere arz ediyorum.

 

Ömür Geçiyor

Dakikalar hızla gelip geçiyor

Zaman amansızca ömrü biçiyor

Gülün iyisini bülbül seçiyor

Saat, gün, ay derken ömür geçiyor.

**

Ömür bir çiçektir dökülür geçer

Güzellik bir güldür sökülür geçer

Gonca açılınca gül olur geçer

Gonca, gül derken ömür geçiyor

**

Baharın son bulur yazın gelince

İlkbahar güzel kışın eğlence

Ömürler çözülmez, soru bilmece

Bahar kış denirken ömür geçiyor

**

Gençlik bir ateştir çabuk söndü gel

Çağlayan pınarlar sustu dindi gel

Saçlar beyazlandı kışa döndü gel

Sonbaharın erken ömür geçiyor.

 

 

Beni Ben Yapan Geçmişime Birkaç Söz

Nurgül Akbaş

Yaşanmışlıkların içinden yazıyorum. Biraz geç kalış, biraz sessiz duruş, biraz uzak bakış ve mecburiyetler… Bilmem gereken birçok şeyi bilememiş biri olarak yazıyorum. Geçmişim ve geleceğimdeki boşluklarla.

Belki çok olan hatamla ve az olan doğrumla. Ama çekinmiyorum yaşamaktan. Çekinmiyorum bilmediklerimi dile getirmekten. Çünkü yaşadıklarımdan çıkardığım en büyük ders, bilmediğime "bilmiyorum" diyebilmekti. Öğrenmenin en güzel kapısıydı bu. Yarım ve uzak kaldıklarımın, tamamlanış şekli.

"Tanıyan bilir" diyerek geçmek kolaydı her zaman. Zor olan, tanınmamış yanlarını tanıtabilmekti. Susanların sesi olmaktı. Memleketinden, hemşerilerinden uzak kalan yanıma sesleniyorum şimdi. Köyümü hayal meyal hatırlayan biri olarak. Hatırladığım bir kaç anıyla sesleniyorum o günlerime.

Dedem ve babamla bağda kaplumbağa bulduğumuz o güne sesleniyorum. Köyde yaşayanların fırın ekmeği sevdiği, şehirde yaşayanların köy ekmeği sevenlerine sesleniyorum. Belki kimsenin köy özlemine karşı susan sesi, olamam! Hatta köyümün memleketimin sesi de olamam.

Çocukluğum, havasını hayal meyal bildiğim memleketimde geçmedi. Hayatını köyde geçirenlere, köyün güzelliğinden dem vuramam. Ama memleketini, yaşadığın yer bilerek büyümek ne demek anlatabilirim. Çocukken aslından uzak kalmak ne demek bilemiyordur insan. Bir karar veriliyor ve küçük olarak, çocuk olarak tek yaptığın şey boyun eğmek, sessiz kalmak oluyordur.

Günün birinde; kabullenmek zorunda kaldığın, uzak kalıştan ötürü oluşan boşluklar… İşte onlar şöyle böyle dolmuyordu. Her şey yarım. Bir o kadar yabancıysan. Bir o kadar yine ve yeniden uzaksan. Hiç bir şeyin yeri dolmuyordu. Bu, tıpkı zamanında alınmayan nefesin, öldürdüğü gibi bir şeydi.

Küçükken alman gereken nefesi, büyüdükten sonra alamazsın. Çoktan yitip gitmiştir o nefes. Havasını bilmiyorsun. Suyunu bilmiyorsun. Kuşlarını, kedilerini tanımıyorsun. Kaç ev olduğunu bilmiyorsun. Hatta kimlerin var olduğunu, kimlerin göçtüklerini bilmiyorsun. Bir bakıyorsun, ucundan yakalamaya çalıştığın hayat, tamamen yabancı kalmış anlatılanlara.

Velhasıl zaman ve mekân fark eder. Özellikle, duygularını yazarak ifade eden bir insana. Şuan, bu satırları yazarken, dedemlerin evinin önünde oturduğumu hayal ediyorum.

Ama sadece hayal ediyorum. Ve şuan hayali bile hatırıma yabancı kalıyor...

 

 

Erciş

Erol Çelik

Ne desem anlatsam bilmem ki seni

Halimden anlayan bilensin ERCİŞ

İçimde hasretin yakıyor beni

Sevdayı gönlüme salansın ERCİŞ

 

Durudur suların masmavi gölün

Dans eder suyunda İnci Kefal'in

Taç giymiş yeşilden beyazlı gelin

Beni benden alan güzelsin ERCİŞ

 

Kuzey'de dağların dizili durur

Güney'de dalgalar kıyıya vurur

Toprağın bağrında Emrah'ı korur

Selvi'yi Emrah'a verensin ERCİŞ

 

Suların içinde çekse de çile

Bu dünyaya meydan okuyor kale

Bu haliyle bile benziyor güle

Gülüme suyunu verensin ERCİŞ

 

Adına türküler çalıyor sazlar

Bağlarda biceğe çıkardı kızlar

Bozuldu bağların yüreğim sızlar

Yüreğime sızı salansın ERCİŞ

 

Hatun Kadem Paşa seninle yaşar

Hatun'u bilenler kümbete koşar

Bu yürek her daim seninle coşar

Coşkuyu yüreğe salansın ERCİŞ

 

Haydarbey' de derler erenler yatar

Erenler sevgiye sevgiyi katar

Sana olan sevdam sanma ki biter

Sevdayı gönlüme salansın ERCİŞ

 

Çelebibağı'na değmesin nazar

Bağrında saklıdır tarihi mezar

Mezarda efsane koçlarım gezer

Bu kültürü bana verensin ERCİŞ

 

Güzelliğin çoktur yetmiyor sözüm

Sendedir bölgede en iyi üzüm

Bırak toprağına süreyim yüzüm

Toprağa mayanı katansın ERCİŞ

 

 

Islak Düşler

Mehmet Şirin Aydemir

Kıyıların bittiği yerde

Başlar yağmur gözleri

Gök kuşanır

Gün tazelenir

Güneş doğuran gülüşlerinde

Menevişler söner

 

Yediveren gülleri biter

Gamzesinin yamacında

Menekşeler boyun eğer

Bir tutam kekik kokusuna

 

Bilemezdim gönül konağında

Mihman olduğumu

 

Ardıç ağaçlarına lir kuşları konar

Kurşuna dizilen hayallerin

Diriliş zam/anı,

Üç elif boyu yaklaşır ab-ı hayat

Sonsuzluğa üflenir ruh

 

Yağmur sonrası annem

Kokar toprak

Islak düşlerin gölgesinde

Gün ağarır akşamüstü

 

Hâlâ onda medcezir aklım

Gelgitlerle vakit öldürür

Katli vacip duygular...

 

 

Usta

Serhat Yıldız

Sen ki sanatın matemini

Yüreğime işledin be usta

Sen ki acıya bürünmüş

Yüreğimi dinlerdin,

Bilirim be usta

Ömrüme ömür eylerdin

O mahirellerinle

 

Özlemimi yazıyorum

Bu satırlara yaşlı gözlerle

Sevda'lanırken ben

Aşkın tarihini

Sinende okurdum

Kahrım bitmezdi bilirim

Affet usta

 

Limandı yüreğin

Şefkat ellerinde

Hafifledi yüküm

Sende dinlenenlerin

Serinleten rüzgarı ustam

 

Şekil'sizdimsaan düşerken

Hayatı ellerine yazan ustam

Sevmeyi fazladan bilirsin

Ben sevgine muhtaç biriyim

Bedenime can olan ustam

 

Şimdi geçmişimi arıyorum

Özleminde, sensizliğinde

Kanadı kırık bir kuş gibi

Zamansız yitirdiğim

Hayallerimi topluyorum

 

Umutla bakan gözlerinde

Ki bağlar gibidir sana özlemim

Sensiz koskocaman hayat

Nasılda bitip solmakta

Solmakta be usta

 

 

 

Kaynak: Editör:
Haber Videosu
Yorumlar
Haber Yazılımı