Haber Detayı
01 Mayıs 2019 - Çarşamba 14:23
 
MAVİ ŞEHRİN KALEMLERİ
Şairler yazarlar Vansesi'nin Mavi Şehrin Kalemleri sayfasında buluşuyor.
Köşe Yazıları Haberi
MAVİ ŞEHRİN KALEMLERİ

"Sesi Tutsak Edemezsiniz" O Muhteşem Hayatınız

Leyla Mihrinaz Engin

O Muhteşem Hayatınız adlı roman, alelade bir insanın bitpazarından satın aldığı fotoğraf merakından yola çıkarak, ünlü bir sanatçının bilinmeyen geçmişine doğru esrarengiz yolculuğun kurgulandığı, son derece inişli çıkışlı içsel yolculuklara şahit olacağınız ve beklenmedik bir şekilde kendinizi Dersim'de bulacağınız, profesyonel bir dil ve geniş bir hayal ürünüdür.

Oya Baydar'ın "…muhteşem hayatların barındırdığı sırları sorgulayan, insanın gerçek hikâyesinin ve kimliğinin izini sürmeye çalışan metin" olarak yorumladığı O Muhteşem Hayatınız adlı kitap ile tahmin edemeyeceğiniz sürprizler, beklemediğiniz sonuçlar ve bilmediğiniz bir yere düşe kalka ve hatta yara ala ala yolculuk yapacaksınız.

İç içe üç ayrı roman konusunun usta bir dil, ince duygu, büyük bir hayal gücü ve edebi betimlemelerle kaleme alındığı O Muhteşem Hayatınız adlı romanı büyük bir heyecan ve merak ile okursunuz.

Roman, bir divanın fotoğraflarından yola çıkıp geçmişine giden bir yaşam serüvenidir. Ötelenen ve inkâr edilen bu enteresan geçmişe yolculuk ettikçe sürüklendiğiniz ve kendisini içinde bulduğunuz olaylarla ve mekânlar sizi adeta büyüleyecektir.

O Muhteşem Hayatınız romanı "Toplayıcı" olarak kaleme alınan kahramanın fotoğraf merakından yola çıkarak, "diva" diye tanınan ünlü soprano Aliye Sema'nın bilinmeyen yaşamını konu edinmiştir. Ancak kahramanımız "diva" nın yaşamı öyle sıradan bir yaşam değil, fotoğraflar kurcalandıkça bilinmeyen esrarengiz bir gerçek ortaya çıkacaktır.

Romanda Aliye Sema'ya ayrılan bölüm, direk Aliye Sema adlı kahramanın dilinden okuyucuya sunulduğundan büyük tevazu ve kahramanın samimi itiraflarıyla kaleme alınmıştır. "Diva" diye tabir edilen dünyaca ünlü sanatçının iç dünyasında ünlü olmanın verdiği ego, egonun yarattığı ilişki şekilleri, alçak gönüllülük ile kibir arasında hissedilen gelgitler, "ünlü" psikolojisi altında yatan travmalar, ustaca işlenmiştir.

Aliye Sema aracılığı ile müzik hakkında okuyucuya fikirler verilmiş, özellikle "müzik kimlik, kimlik dil ilişkisi" gibi kavramlarla sosyal mesajlarda bulunulmuştur. Müziğin kaynağı olan "ses" hakkında italik yazıyla, edebi bir üslupla vurgulanan betimlemeler okumaya değerdir. Damağınızda şiirin tadını duyumsayacak ve kelimelerdeki anlam derinliğinden vurulmuşa dönebilirisiniz.

Ve elbette kitabın kahramanı olan dünyaca ünlü sopranonun kim olduğu ile ilgili merakınız artar. Kitaptaki birçok ipucu, kim olduğunu bilmenize yardımcıdır. Bu ünlü sanatçının muhteşem sesini ve yaşantısını bu kitap aracılığı ile keşfetmiş olmak size bir ayrıcalık kattığı fikrine kapılmanız mümkündür. Birçok müzik erbabı bu ismi bilir ve takip eder. Romanda ismi farklı olarak kaleme alınan ünlünün yaşadıklarına, O Muhteşem Hayatınız romanı aracılığı ile inmek büyük bir şans olacaktır. Aliye Sema'nın aslında dünyaca ünlü opera sanatçısı Soprano Leyla Gencer olduğuna kanaat getirirsiniz, ancak Oya Baydar'ın farklı internet sitelerindeki yorumlarında, kahramanın Leyla Gencer olmadığı ile ilgili söylemleri sizi şaşırtabilir. Hem kahramanın hem de yazar olarak kendi babalarının subay olması sebebiyle, kendi yaşamını da kaleme almış olduğu düşüncesine kapılabilirisiniz. Diğer taraftan yazarın, romandaki yaşam örgüsünün hem kendi hem de Leyla Gencer'in yaşamıyla alakalı olmadığını iddia etmesi, kafalara şu soruyu getirtebilir: "Yazar, büyük bir özenle kaleme aldığı Dersim gerçeğini, inkâr ve asimilasyonun halen sürdüğü günümüzde, bazı gerçekleri aşikâr etmekten çekiniyor olabilir mi?" Bu haklı bir duruş olabilir. Ve bu duruş elbette yazarı ilgilendirir, okuyucu olarak da bize düşen, saygı göstermektir.

Diğer taraftan yazarın, gerek kendi, gerek Leyla Gencer'in ve gerekse Dersim yaşantılarından yola çıkarak gerçekleri çok usta bir dille harmanlayarak ve ince bir zekâyla okuyucuya sunması hayranlık uyandırmaktadır.

Arya'nın Dersim gezisinden kendi iç dünyanıza bir yolculuk yapmanız mümkün. İnancı, Ali'yi, Aleviliği duyumsayacak, dağı, suyu, yeşili, sesi, ağıtı hissedecek ve belki de oturup geçmiş tarihinizin nereye uzandığını bir daha araştırma ve sorgulama ihtiyacı duyacaksınız. Ve yine yazarın kendi ifadesiyle: Bu roman bir Dersim romanı değil…" Vurgusu da size enteresan gelebilir. Çünkü birçok okuyucuya divanın olağanüstü hayatının yanı sıra diva gerçeğine kaynak olan Dersim ve Dersim gerçeğinin oldukça profesyonel bir şekilde kaleme alındığı bir Dersim romanı gibi gelebilir. Ve elbette yine, takdiri yazarına bırakmak zorunda kalıyoruz. Ancak bu ifadeyi kullandığı da okuyucuyu düşündürtmüyor değil?

Kitabın ilk satırlarından itibaren olumsuz bir sonuca, bilmediğiniz bir yere ulaşacaksınız korkusu yaşarsınız. Olumsuzluğa dair ipuçlarıyla yol alırsınız. Karşınıza çıkan olaylar örgüsü sizi güldürebilir, ağlatabilir, hatta aynı anda hem güldürüp hem de ağlatabilir.

Okuyucu olarak yazarın, kitabı yazmaya hangi veriden yola çıktığını, kaynağının toplayıcı mı, Diva mı, Arya mı, Dersim mi olduğu sorusuna kapılabilirisiniz. Sanırım kitap boyunca da bu sırrı çözemeyeceksiniz.

O Muhteşem Hayatınız romanı incelenmeye, tanıtılmaya, eleştirilmeye hatta övülmeye bile ihtiyaç duymayan bir kitaptır. Tabiri caizse "rüştünü ispatlamıştır." Öylesine güzel kurgular, düşünsel akışlar, keyifli betimlemeler ve öylesine ustaca çözülen sırlar var ki sizi büyüleyip gider ve olumlu yorum katmaktan kendinizi alıkoyamazsınız. Tek kelimeyle O Muhteşem Hayatınız romanı muhteşem.

 

 

Şiir ve Ben

Muhammed Gürcan

Şiir, mana âlemindeki arayışlardan ruh dünyasına yansıyan gölgeleri tercüme etme lisanı; aşkı, sitemi, kederi ve hasreti anlatma sanatıdır.

Kendimle konuşurken centilmenliğe, zarafete, estetiğe ve izahı imkânsız tüm güzelliklere tutunmaya çalışarak seslendirdiğim, sevda dilinin kurallarıyla izini sürdüğüm ve aslında kavuşmanın değil, peşinden koşmanın tadına alıştığım gizemli şey... Biricik oyuncağımdır.

İçindeki her nesneyi boşaltarak hikmet kuyularından hırsla ve tıka basa doldurmaya çalıştığı gönül kovalarını, başka hiç kimsenin tanımadığı, bilmediği, görmediği ve anlamadığı lezzetlerle doldurma arzusudur şairlik. Ne paranın gücünde ne kadının sıcaklığında ne hâkimiyetin sırrında ve ne de manzaranın keyfinde bulunmayan; ama sembollerinde tüm bunları kullanan, kelimelerin kifayetsiz kalışını kelimelerle anlatma ihtirasının hazzıdır. Şiir kabaca inceliktir, niceliktir, niteliktir.

Şair ise âşıktır ve acıların yetiştirdiği kahramandır ki, silahı kalbinden diline dökülen kelimelerdir. Sözleri gönülleri deler de geçer. Herkes bakarken onun gördüğü, herkes hissederken onun anlatabildiği, herkes hayal ederken onun dokunduğu ve herkes düşlerken onun yaşadığı âlemin garip yolcusudur. Şair herkese, herkes ise şairde olana âşıktır. Elindeki sihirli değneği uzattığı sinelerin duvarlarındaki pencereleri ardına kadar açıp, içini benzersiz rayihasıyla dolduran ve büyüsüne kapıldığı güzele âşık ettiren; onları ulaştırırken kendisi asla ele geçiremeyen şaşkın adamdır. Küçük oyunlarını gözlerden gizleyip bakanları hayrana çeviren cambazdır o; zorların hatta imkânsızların yegâne sahibiyken kolayların hasretini çekendir.

Ayrıca şair, arş madenlerinin işçisidir ve taşıdığı cevherin ayrıcalıklı emanetçisidir. Bu güne kadar şiire ve şaire dair ne söylendiyse tamamlayamadığı kompozisyona birkaç cümle de ben ekleyeyim istedim.

Bana gelince, şairliğim çocukluk yıllarına dek uzanır. Çünkü eşyayı tanımazken onları döndüren kanunu bilmek his işidir. Bana aşkı öğreten zat hiç söylemeyi bilmezken beni söyletendi. O önümde bitmeyen yol, asır gibi uzayan zaman, yaralarıma derman ve gönlüme fermandı. Onunla bütün kapılar açılır, engeller aşılırdı. Bir gölge gibi yanımda olan; ama tutamadığım tılsımdı.

Umutsuzluk beni her üzdüğünde umudum daha da artardı ve ona bir kat daha bağlanırdım.  Visaline her kavuştuğumda ne çok uzakta olduğunu gördüğüm, içimden geçtiği yolları yangına çeviren sevgimin rüyası, aşkımın leylası odur. Düşün ki, sancılar verip çektiğin acıyla sana fani kabuğunu kırdırarak hakikate uyandıran ve bir şey yokmuş gibi yoluna devam eden o. Yanı başımda htiğim ama ufuklarda gördüğüm, beni sahneye iterken perdenin gerisinde duran da o. Seven, sevdiren, diyen, dedirten, yanan, yaktıran hep o. İşte böyle biri insanı şair yapar ve ona şiir yazdırır. Ben de böyle bir çalkantıda şair oldum.

Fikir ise şiirime yön verdiğim bir döneme denk geldi ve mücadele ruhunda safımı böyle seçtim. Tecrübe, duygu, sanat ve bilgi çarkları arasında en yoğun tempomu yirmili yaşlarımda yaşarken, 1996 yılı sonbaharında kısıtlı imkânlarla, topladığım çeşitli şarkılara ait fon müzikleri eşliğinde kendi sesimden şiirlerimi kaydettim.

Yaralarım kabuk bağlamadı ve ilhamımın suyu çekilmedi. Sadece söylemeye ara verip dinlemeyi seçtim. Zamanın dur durak bilmeyen hızına ve kaderin her şeyi kuşatan güvenli kollarına bıraktım kendimi. Sessiz yaşıyorsam içimde esen fırtınaları kim bilebilir? Bilmek gerekir ki, dalgalar durulmuşsa derinlik artmıştır.

 

 

Öz Nurdan Rayihan

A.Vahap Takar

Tanrı bilir öz nurundan

Damlamıştır rayihan

Sen yanımda ol

Eyfel olur patikalar

Çöpçüler bize kemancı

Sen cileyin ilkbahar

 

Sen yanımda ol,

Ekmekler pastalaşır

Güneş doğar alnımıza...

Yağmura doyar bulutlar

 

Sen yanımda ol,

"Gök" denli şiirleşir

Damlarız aşklara yağmurca

Bundandır belki

Bahar değer yanaklarımıza...

 

Sen yanımda ol,

Kirli ellerim büyükçe

Taşı kürekle mübalağa

Yerleşir beynime bir

Aşk ütopyası hayali

 

Yanımda ol

Yaşamak

Daha da güzelleşir

 

 

Nayino

Leyla Çevik

Ben seni deliliğinle seviyorum

Nayino / benimle çocuk kal

Koşturalım seninle

Şehirlerce, sokaklarca

Nefesimiz rüzgârın saçlarında

Başı dönsün selvi ağacının

Kıskansın bizi âşıklar

 

Gözlerimde kal, Nayino

Sakın gelme! Kavuşmayalım

Bitmesin, asırlık hasretim

Tutmayayım ellerini

Hmeyeyim kokunu

 

Sen hiç gelme, Nayino

Katili olma deli gönlümün,

Öldürme gönlümdeki kuşu

Yüreğine hançer saplama

Bırak da Leyla Kays'ın

Bende çölün olayım, Nayino

 

Ne olur bizi öldürme, Nayino

Sır çözülmesin ve boğulmayayım

Aşıp geldiğim engin denizlerde…

 

Öldürme bizi, Nayino

Bırak böyle deli kalalım...

Ben sana asırlarla hasret

Sen bana şehirlerce sitemli...

 

Sürgün et beni

İstila edilmiş gönül şehrimin uzağına,

Define avcıları avuçlamasınlar

Sana yanmış gönlümün külünü

Ne olur öldürme bizi, Nayino

 

 

 

Şeb-i Yelda

Zuhal Vadi

Can havliyle tutunduğum

Çocukluk anılarım

Terk etti önce beni

 

Ruhum acıyor oysa

Çıplak ayakla tellerde yürümek

Benimkisi

Kan, revan, acı...

 

İçimi dağlayan yangınları

Nasıl anlatmalı bilmiyorum

Hangi sözcük hangi cümle

Telaffuz edebilir ki

 

Yüreğimde kopan kıyameti

Diri diri ateşe atılmış bedenim

Ayaklarımda prangalar

 

Umutlarım savruluyor

Karanlığın avuçlarına

Bir ummana yol alıyor

Bütün serzenişlerim

Terk edilmiş bir kent gibiyim

Karanlığın bağrında

Sessizliğe gebeyim

 

Öksüz bakışlarımda

Girdaba sürüklenir düşlerim

Bir şeb-i yelda olur usulca

Alnıma yapışan kimsesizliğim

Siyahlar baki kalır

Son yolculuğu

Heveslerimin.

Kaynak: Editör:
Etiketler: MAVİ, ŞEHRİN, KALEMLERİ,
Haber Videosu
Yorumlar
Haber Yazılımı