Yazı Detayı
08 Ekim 2018 - Pazartesi 17:24
 
60 yıl önce kara trenle Van'dan İzmir'e yolculuk
Zekai Dağtekin
 
 

Geçen haftaki yazımda, üniversite eğitimi için İzmir'e gidiş sebebi ve buna bağlı hatıratımdan bahsetmiş, yolculuk ile ilgili anılarımı  da bu yazımda anlatacağımı söylemiştim.

Sanıyorum aylardan eylüldü. İzmir'e gidiş hazırlıkları başlamıştı. Lacivert takım elbise ve lazım olabilecek her şey hazırlandı. Yanımda yol arkadaşım Celal Çekin de vardı. Celal'in annesine biz Bibİ (hala) derdik. Bibinin adı Kamile'ydi. Kamile Hanım babama, gardaş, babam da ona bacı derdi. Oda babamla ayni yaşta  muhacirliğe gitmiş Van'a dönerek Dursun efendi ile evlenmiş, babamın soyundan yakın akrabalarından biriydi. Birbirlerini çok severlerdi. Bibi hoş sohbet  tatlı dilliydi. Babam gibi oda çocukluğumuzda bize Van masalları anlatırdı. Bibiyi biz babamın amcasının kızı bilirdik. Babamın soyundan 2 erkek ve bir kadın kalmıştı. İşte bu sebeple birbirlerine bacı kardeş derlerdi. Bibi'nin Dursun efendi ile evliliğinden 7 çocuğu olmuştu. Büyük kızı Sıdıka abla, Van çarşı meydanında demircilik yapan Alaattin efendi ile evliydi. Onun küçüğü Saliha abla, benim dört yaşımda kravatlı halimin olduğu fotoğraf da annem ile babamın arasında duruyor. Devamlı bizde kalırdı. Saliha abla, daha sonra mirza Mehmet 'in iki oğlundan biri olan Alaattin Eroğlu ile evlenmişti.

Alaattin ve Selahattin kardeşler de Van'da meşhurdular. O zamanlar  Van da at yarışları yapılırdı. Bu iki kardeş de çok iyi ata bindikleri için, bu günkü anlamda jokey idiler. Halk  bu iki kardeşten hangisi  birinci gelecek diye merakla seyrederlerdi. Diğer kızları Meliha  ve Sülhiye, büyük oğlu Kemal, ortanca oğlu Cemal ki eniştesinin yanında demirci olarak yetişmişti. En küçük oğlu ise, benimle yaşıt olan Celal Çekin'di. Alaattin ve Selahattin ağabeyleri biz çok severdik. Babaları Mirza Mehmet 'in evleri Cevdet Yörük lerin ev  ve bahçelerinin arkasından geçen yol üzerindeydi. Meyveleri ile meşhur büyük bir bahçeydi. Bitişik komşularına ise Laz Kemal derlerdi. Onların da büyük bahçeleri vardı. Selahattin ve Alaattin kardeşler daha sonra gümrük teşkilatına girmiş ve ikisi de gümrük muhafaza memuru olmuştu. İşte bu iki kardeş de İzmir'e tayin edilerek gitmişlerdi. Rahmetli Celal, ilkokuldan sonra okumamıştı kabadayıydı. Bu dolayı da Diyarbakır'da bir kavgada çok genç yaşta öldürüldü. Benimle İzmir' e geliş sebebi ise Saliha ablasını görmek ve orada bir süre kalmaktı.

Bir eylül sabahı,  İzmir'e gitmek üzere yola çıktık.

Rahmetli annem, babam, Semiha kız kardeşim ile birlikte Celal 'i de Bahçıvan Mahallesi'ndeki evlerinden faytonla alarak İskele'ye gelerek Tatvan'a giden Vapura bindik. Arkamızdan göz yaşı döken ailemize el salladık yolculuk başladı. Vapur tam 6 saat sonra Tatvan'a ulaştı. Tatvan'dan,  kamyondan bozma otobüse benzer bir vasıta ile Bitlis deresinin virajlı yollarından geçerek Kurtalan'a vardık. Tren sabah kalkacak olan posta treniydi. Geceyi otel de geçirmek gerekiyordu. Bir otele gittik, ama tahtakuruları ve pirelerden sabaha kadar gözümüze uyku girmedi. Sabah erkenden posta treni hareket etti. Kuşetli bilet almıştık. Geceleri Kompartımanlardaki koltuklar kaldırılarak bir çeşit yatak haline getiriliyordu. Posta treni küçük büyük her istasyonda duruyordu. Bu yüzden, Kurtalan-İzmir yolculuğu tam üç gece  4 gün sürdü.  Tabii lokomotifler kömürle ısıtılan buharla çalışıyordular. En kötüsü ise tüneller den geçerken yaşanıyordu. Özellikle Toroslarda çok sayıda küçük büyük tüneller vardı. Tren tünellere girdiği zaman, kömür tozları kompartımana doluyor, nefes alamıyorduk. Tünel den çıkar çıkmaz sürgülü camları indiriyorduk. Temiz hava girmesi ve kötü kömürlü havanın çıkması için. Ne var ki sık sık girilen tünellerde, cam indirip kaldırmaya zaman yetmeyebiliyordu. Bu yüzden de herkesin yüzü gözü kömür tozları içinde kalıyordu. İdareli kullandığımız su ile yüzümüzü, gözümüzü yıkamaya çalışıyorduk. Kompartımanların bir tarafları koridor şeklinde uzanıyordu. Yolcular, kompartımandan çıkarak, açılıp kapatılan sürgülü camlardan hava almak için koridora çıkarlardı. Rahmetli Celal ile birlikte koridorda geçtiğimiz yerleri seyrediyorduk. Koridorlar insan doluydu. Bir elin arka cebimdeki cüzdanımı çekmeye çalıştığını fark ettim. Bileğinden yakaladım. Rahmetli Celal de yanımdaydı. Gördü, genç hırsız Celal den birkaç yumruk yedikten sonra kaçtı. Tren Toroslardan çıkıp Konya'ya doğru yol alıyordu. Oradan, önce Afyon'a, sonra Uşak üzerinden İzmir'e vasıl olacaktı. Konya'dan itibaren trende koridorlarda bile yer kalmadı. Askere giden gençler vardı. Afyona geldiğimizde geceydi ve çok soğuktu. Seyahatimizin ancak dördüncü gündüzünde akşamüstü,  İzmir Basmane  Garın'a  ulaşarak yolculuğumuzu tamamlamıştık.

Bu hatıramı kaleme alarak, 60 yıl önce ulaşımın, tahsilin, tahsil için   gurbete gitmenin kolay olmadığını, büyük sıkıntılar ile mücadele edilerek tahsil yapmak zorunda kalındığını anlatmanın yani sıra  kentimizin hafızasına da   katkı sunmayı amaçladım.

Sevgilerimle...

 
Etiketler: 60, yıl, önce, kara, trenle, Van'dan, İzmir'e, yolculuk,
Yorumlar
Haber Yazılımı