Yazı Detayı
25 Haziran 2020 - Perşembe 12:56
 
“Amerika’dan kurtulalım da Rusya’ya, Çin’e mi bağlanalım!”
Mehmet Bedri Gültekin
 
 

Dış politika deyince bir büyük güce dayanarak ayakta kalınabileceğini sanmak, Osmanlı devletinin son döneminden, Tanzimat sonrasından kalma bir hastalıktır. Dönemi anlatan kitaplar Osmanlı Hariciyesi içinde Rusçu, Almancı veya İngilizci olan “devlet adamları”nı yazarlar.

Mahmut Nedim Paşa Rusçudur, Ali ve Fuat PaşalarFransızcı, Reşit Paşa İngilizcidir.

17. yüzyılın sonunda Viyana önlerinde başlayan ve bütün bir 18 ve 19. Yüzyıllar boyunca devam eden askeri yenilgiler dizisi, yabancı güçlerle baş edilemeyeceği ve ayakta kalmak için mutlaka bir yerlere dayanılması gerektiği fikrini güçlendirmiştir. Tanzimat sonrasında Osmanlı hariciyesine damgasını vuran tablo,işte bu yaklaşık 150 yıllık gelişmenin sonunda ortaya çıkmıştır.

Saydığımız “düveli muazzama” muhiplerine, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından “Amerikancıların” eklendiğini de biliyoruz.

Bu eğilim o denli güçlü idi ki Kurtuluş savaşına başlarken Mustafa Kemal ve arkadaşlarının daha ilk adımlarını atarken mücadele etmek ve baş etmek zorunda kaldıkları fikir “manda ve himaye” fikriydi.Aralarında Halide Edip’in de olduğu Osmanlı yurtsever aydınlarının küçümsenmeyecek bir kısmı Amerikan mandası istiyorlardı.Onun içindir ki Sivas kongresinin en önemli kararlarından biri, “manda ve himaye kabul edilemez” olmuştu.

Cumhuriyetin özgüveni ve karşı devrim

Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimi, bu anlayışlara büyük bir darbe vurdu. Cumhuriyet Türkiyesi; her bakımdan kendine güvenli, en büyük zorlukların altından bile özgücümüzle kalkabileceğimize inanan bir nesil yetiştirdi. 10. Yıl Marşı’nda dile getirilen inanç, özgüven ve kararlılık; “düveli muazzama”ya karşı elde edilen zaferin ürünüdür.

Ama yüzyılların tortusu olan kendine güvensizlik, “büyük bir güce” yaslanarak ayakta durma fikri, elbette öyle birden bire yok edilemezdi. Toplum ve devlet içinde bu yönde var olan ama Kurtuluş Savaşı başarısı ile sinen fikirler, İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden Atlantik ittifakına bağlanma sürecinde yeniden canlandı.

12 Eylül sürecinde bu anlayışın daha da derinleştiğini biliyoruz. Türkiye’de iktidara talip olanların ilk olarak Vaşington’u ziyaret ettikleri, Atlantik ötesinden gerekli icazeti aldıktan sonra işe koyuldukları günlerin arasından daha fazla bir zaman geçmedi.

Söz konusu anlayışlar hala da devlet katlarında ve siyasi hayatımızda çok güçlü olarak yaşamaya devam etmektedir.

Kurtuluş Savaşımızın dış politikası

Türkiye, 28 Şubat süreciyle başlayan yeni dönemde, aradaki bazı kesintilere rağmen adım adım Atlantik kampından kopuyor ve çıkarlarının hayat bulacağı Avrasya’daki yerine yerleşiyor. Bu yeni konumlanışın ilk şartı, elbette, arkada kalan dönemde ABD’nin çıkarları doğrultusunda izlenen politikanın sonucu olarak komşularıyla bozulan ilişkilerini karşılıklı yarar ve eşitlik temelinde yeniden düzeltmesidir.

Rusya, İran, Irak, Suriye ve Asya coğrafyasının önemli ülkesi olarak Çin ile ilişkileri eşitlik ve karşılıklı yarar ve saygı temelinde düzeltmek en başta Türkiye’nin çıkarları gereğidir.

Türkiye’nin ABD kampına bağlı olarak kalmasını savunanlar ise bu gelişmeye “ABD’den kurtulalım da Rusya ve Çin’e mi bağlanalım” itirazları ile karşı çıkmaktadırlar.Çünkü dış politika denince bir yere bağlanmak dışında bir seçenek akıllarına gelmemektedir.

Kurtuluş savaşı yıllarında Mustafa Kemal’in Sovyetlerle izlediği dostluk ve işbirliği politikası iki ülkenin de yararınaydı. Bu sayede biz, sırtımızı yaslayacağımız çok güvenli bir “dayanak” elde ettik. Ayrıca, Sovyetlerden aldığımız para ve silah ile Kurtuluş Savaşımızı başarıya ulaştırdık.

Öte yandan Sovyet Rusya ise, 1918 – 1921 yıllarında 14 yabancı ülkenin elbirliği ile gerçekleştirdiği saldırılara, Türk Milli Kurtuluş Savaşı’nın güneyini güvenceye alması sayesinde başarıyla karşı koyabildi. Yani bir karşılıklı yarar söz konusuydu.Türkiye’nin 1930’lu yıllarda gerçekleştirdiği sanayileşme hamlesinde, Sovyet Rusya’nın büyük katkıları da biliniyor.

Hiç kimse, Atatürk Türkiye’sinin Sovyetlere bağımlı bir politika izlediğini iddia edemez.

Doğru işbirliğinin zemini

Aynı şekilde bugün de Çin ve Rusya dahil olmak üzere komşularıyla Türkiye’nin nesnel çıkarları ortaktır ve birlikte hareket etmeleri bir zorunluluktur. Bütün bu ülkeler;

-Gelişmekte olan ülkelerdir. Bu özellikleriyle emperyalist-kapitalist dünyanın hedefidirler.

-Türkiye ve komşuları (Rusya ve Çin de dahil) emperyalizmin etnik ve gerici

hareketleri kullanarak yürüttüğü bölme ve parçalama faaliyetlerinin hedefidirler.

-Bu ülkelerden hiçbiri, nesnel durumu itibariyle bugün emperyalist politika izleyebilecek durumda değildir.

-Türkiye ve komşuları ekonomik bakımdan da her bakımdan birbirlerini destekleyecek ve bütünleyecek durumdadırlar.

-Söz konusu ülkelerin hepsi çok güçlü ortak tarihi bağlara sahiptir. Ve aynı kültür coğrafyasının ülkeleridir.

-Gelinen aşamada eşitlik, karşılıklı yarar, toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı temelinde ilişki, komşularıyla Türkiye arasında bugün var olan ilişkiyi tanımlayacak doğru ifadedir.

 
Etiketler: “Amerika’dan, kurtulalım, da, Rusya’ya,, Çin’e, mi, bağlanalım!”,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Derviş
Üretim ekonomisi ve Ayasofya
Türkiye’nin en büyük zenginliği (2)
“Kılıç hakkı!”
Şerden hayır doğuyor!
MariAntuanette ve Donald Trump
“Çin’in Başarısının Sırrı”
Türkiye'nin Koronavirüs karnesi
Kamuculuk kazanıyor!
Diğergâm
"ABD yüzyılı" geride kaldı!
Dünya nereye gidiyor? – 1
En etkili tedbir: Parasız eğitim, parasız sağlık!
"Homo Habilis"ten bu yana verilen kavga
Yaralısını savaş meydanında bırakan Ordu (!)
Sivrisinek ve Nemrut
"Yalnız ölümler!"
"Çok alametler belirdi"
Terörü bitirmede tarihi fırsat
Sömürgeci günahın kefareti
İdlip'te kazanan kim ve kaybeden kim?
2015'ten bu yana değişen nedir?
Armageddon ya da Melhame-i Kübra
"Türkiye NATO'dur, Biz NATO'yuz!" Öyle mi?
Mülteci sorununun biricik çözümü
Tarihi fırsat mı, tarihi gaflet mi?
Geçmişten bugüne ikiyüzlülük, yalan ve zulüm
Düşman seni alkışlıyorsa…
"İdlipsınavı"nda son durum ve "devlet aklı"
İktidarın İdlip Sınavı
Ergenekon tertibinin ayakta kalan son mevzisi
Elazığ Depremi'nin en büyük dersi
Tarih bir kez daha "Sümer'de" başlıyor!
Günümüzün İslamcıları ne kadar İslamcı?
İran'a saldırmanın dayanılmaz hafifliği
Mezhepçilik hastalığı
İncirlik'e el koymanın tam zamanı
Alevi askerin cenaze töreni
ABD'nin "İntihar Eylemi!"
ABD, tekme tokat kovulurken!...
Sadaka ve geçmişe yatırım bütçesi
"Dersim olayları"nda birleşenler
ABD'nin yaptırım kararına karşı ne yapılmalı?
Eksik ayağı tamamlama görevi
Almanya'nın Dersim aşkı!
"Emperyalizmin dünü, bugünü, yarını"
"Beyin ölümü" gerçekleşen hasta
Üretim Devrimi Kurultayları
Savaş mevzilenmesi
Halk hareketleri
Tarih ve Matematik dersleri
Erdoğan Trump görüşmesi
Zorunlu olan ve olmayan dersler? (1)
ABD'nin beyhude hamlesi
Bir "Enstrüman"ın sonu
Tarihin 200 yıllık sayfası
Olması gereken oluyor
Şimdi ne yapmalı?
ABD havlu atıyor
Moskova'nın "Ortadoğu Planı" üzerine
Soner Polat Amiralin ardından
Sahipsiz toprak mı bulduk?
PKK ne zaman silah bırakır?
ABD ile ortak kara devriyesi!
Bir dönemin sonu
Büyük Millet Olmak!
Siyasette saflaşmanın ardındaki hesaplar
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 25
Demokrasi ile "ahmaklık" arasındaki kalın çizgi
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 24
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 23
İlk düğme yanlış iliklenince…
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 22
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 21
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 20
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 19
Doğu Akdeniz'den Gelen Tehdit ve Partilerin Duruşu
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 18
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 17
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 16
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 15
Devlet Bahçeli’nin son eylemi
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 12
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 11
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 10
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 9
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 8
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 7
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 6
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 5
"Dersim" çıkışı ile ne amaçlanıyor, kime hizmet ediliyor?
Vatan Fedaisi Resneli Niyazi
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 4
Türkiye için tarihi fırsatı değerlendirebilmek
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 3
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 2
Yeni Zelanda ve Sri Lanka katliamları
Siyasal İslam'ın dört dönemi - 1
Siyasal İslam'ın son yenilgisi
Dini siyasete alet etme yarışı
Yine, yeniden Suriye
Emekçi halkın sağlam özü
Artık yeni bir Türkiye'deyiz…
"4. Kuvvet"in katli ya da intiharı
Elazığ aynasında ekonomik kriz ve çözüm
Avrupa'nın gözünden ABD ve Yeni Dünya
ABD ne yaptığını biliyor; Ya Biz?
ABD'nin çaresizliği?
Bedelli Askerlik ve Türkiye'nin "Beka Sorunu"
Tarihi kırılmanın çatırtıları
Milli Devlet yıkılırsa ne olur?
"Latin Amerika'nın Tatar Ramazan'ı"
Aklını kaybeden emperyalist
Tuzak ve gaflet
"Ölüm adın kalleş olsun!"
Eğitimdeki çöküş ve İmam Hatip Okulları
Dış politikamızın yumuşak karnı
2019'a girerken
Tarihi yenilgi ya da büyük zafer
Doğal zenginlik: Ülkenin şansı mı, şanssızlığı mı?
Olmak ya da Olmamak
Ergenekon tertibinin Hakim ve Savcıları yargı önünde
Sınır güvenliği nasıl sağlanır?
Türkiye kamp değiştirince yer yerinden oynar!
Van Ticaret ve Sanayi Odası'nın gözünden sorunlar ve çözümler
Haber Yazılımı