Error

An Error Was Encountered

The action you have requested is not allowed.

Yazı Detayı
23 Mayıs 2016 - Pazartesi 18:19
 
Aşçı
Dr. Muhammet Veysel Zortul
 
 

1993 yılıydı ve Van Atatürk Lisesi'nin pansiyonunda yemekhane nöbetlerinden birini ifa etmekle meşguldük. Yemeklerin yapılma aşamasında mutfakta bulunmuş, son derece âli bir görev olan, patates soyma işinde bizzat ve şahsen görev almıştık. Yemekler pişip demlenmeye bırakılırken de boş durmamış; ekmekleri dilimlemiş, su dolu sürahileri masalara yerleştirmiştik. Ardından hazır kıta bir vaziyette gözümüzü emektar aşçımız Mehmet Usta'ya dikmiş ve kendisinden gelecek işareti bekler olmuştuk. Ustamız ise esasen gri olan ancak uzun süredir yıkanmadığından olsa gerek artık siyaha inkılâp etmiş yeleğine, bir zincir marifetiyle takılı olan köstekli saatine nazar edip beklememizi istemişti.

Zaman konusunda son derece hassas olan ustamız, birkaç dakika sonra yavaşça yerinden doğrulup hepimize yeni görevlerimizi talim ettirdi ve bu bağlamda bana da ana yemeği dağıtma işini verdi. Onca nöbetçi arasından bu kutsi görev için intihap edilmiş olmamı bugün bile iftiharla yâd ederim. Derken beklenen işaret geldi ve zilin çalmasıyla 200 kişi bir anda yemekhaneye akın etti. Hem öyle bir akın ki etrafımızı saran öğrenciler, sanki Hz. Nuh'un Gemisinde günlerce yol aldıktan sonra karaya ilk kez ayak basmış gibiydiler. Sıra kavgaları, tabak kapma telaşı, çatal-kaşık sesleri ve daha neler neler… Tüm bunlara rağmen Mehmet Usta, hemen arkamızda oturuyor ve 'Ya Sabır' ismi celilini iri taneli tespihi ile usul usul çekerek manevi desteğini biz yamaklarından esirgemiyordu.

Mehmet Usta'nın maddi ve manevi desteğini arkamda hissederek bir taraftan yemek dağıtıyor diğer taraftan ustamızın dağıtımla ilgili uyarılarını can kulağıyla dinliyordum. Ancak işim hiç de kolay değildi. 'Az koy, çok koy, suyundan koyma, yağından koy, yağını süzüp de koy!' diyenlerden tutun da 'Geçen yemeğimden kurt çıkmıştı, bir daha ne zaman çıkar?' gibi espri yollu takılanlara kadar her tip öğrenci ile muhatap oluyordum. Ancak büyük bir tevekkül ve sabırla tüm istekleri yerine getirmeye çalışıyor, espri ve alayları ise duymazlıktan geliyordum.

Artık her şey yolunda derken bir öğrencinin ısrarı, Nil gibi akıp giden yemek sırasını adeta kilitlemişti. Eline tabak değil de bir yarım ekmek alan bu öğrenci, ekmeğin arasına koyduğum bir kepçe yemeği yeterli görmüyor, bir parça daha ilave etmemi istiyordu. Aslında ısrar edenlere yarım kepçe daha veriyordum lâkin bu arkadaşın hem emir verir gibi konuşmaları hem de yaptığım işi küçümser tavırları yüzünden isteğini geri çevirmiştim ve kaç defa ısrar ederse etsin umursamamıştım. İş öyle bir noktaya gelmişti ki kendisini kepçe ile kovalamak zorunda kalmış ve sıra bekleyenlerin alkış tufanı arasında, yeniden dev kazanın başına dönmüştüm.

O gün mutfakta fazla kalmaktan olsa gerek hiç iştahım yoktu ve bu yüzden akşam yemeğini es geçmiştim. Mutfakta işleri bitirip -bulaşık yıkama faslını atlıyorum- yatakhaneme dönerken gece kurt gibi acıkacağımı elbette bilemezdim. Saat 23:00'ü gösterdiğinde, açlığım tavan yapmıştı artık. Resmi yollarla(!) mutfağa girmeye muvaffak olamayınca ha bire çeşmeden su içmiş ancak yine de açlığımı yatıştıramamıştım. Tek bir çarem kalmıştı; o da koğuşları dolaşmak. Yat zili çalmış olduğundan koğuşlar ölüm sessizliğine bürünmüştü ama yine de şansımı denemeliydim. Hızla tüm koğuşları dolaşmış ancak bir kırıntı olsun bulamamıştım.

Kapkaranlık koridorda terliklerimin çıkardığı ses, karnımın çalan ziline karışmış ve enteresan bir senfoni eşliğinde koğuşuma doğru voltamı almıştım. Sadece koridor değil ümidim de tükenmişti ki bir çift terlik sesi ile irkildim. Arkamdan hızla yaklaşan ve karanlıktan dolayı simasını tam olarak çıkaramadığım esrarengiz bir el, avucuma yarım ekmek bıraktıktan sonra aynı hızla çekip gitti.

Bir teşekkür bile edemeden koridorun soğuk fayanslarına çöküverdim. Bir dakika öncesine kadar kurt gibi aç olan ben, o dakikada açlığımı unutmuş, karışık duygulara yelken açmıştım. Bir elimdeki ekmeğe bir de her geçen saniye yankısı biraz daha azalan terliklerin sahibine baktım. Demek o öğrencinin dayak yeme pahasına mücadele verdiği şey, benim nasibimden başkası değilmiş…

 
Etiketler: Aşçı
Yorumlar
Diğer Yazılar
Doğru İnsan mısınız?
Ne Zaman Ölsek?
Evlilik Ne Zaman Rayına Girer?
Çocuklar ne ister?
Bebeklere isim nasıl konur?
Kaç Takipçiniz Var?
İnsansever misiniz?
Evlilik Bakımı Yaptırdınız mı?
Hababam Sınıfı Niçin Çok Sevildi?
İsmimiz Kariyerimizi Etkiler mi?
Osmanlı Ermenileri Katletti mi?
Korona
Saklı Hazine 5
Saklı Hazine 4
Saklı Hazine 3
Saklı Hazine 2
Saklı Hazine 1
Cumhuriyet Bayramı
Şu boğaz harbi nedir
Zübeyde Hanım
Kurtuluş Savaşı
Mustafa Kemal Niçin Büyük Bir Liderdi?
Bekârlık sultanlık mıdır?
ERKEK ADAM KÜPE TAKAR MI?
Kıyamet ne zaman kopacak?
Hezarfen çelebi uçtu mu?
Hz. İsa gelecek mi?
V. Murad Deli Miydi?
Kahve içmek caiz midir?
Vampir Drakula yaşadı mı?
Halide Edip Adıvar Mandacı Mıydı?
Baltacı Mehmet Paşa Katerina ile aşk yaşadı mı?
Mustafa Kemal'in Aşkı
Vesikalı Vatan 14
Vesikalı Vatan 13
Vesikalı Vatan 12
Vesikalı Vatan 11
Vesikalı Vatan 10
Vesikalı Vatan 9
Vesikalı Vatan 8
Vesikalı Vatan 7
Vesikalı Vatan 6
Vesikalı Vatan 5
Vesikalı Vatan 4
Vesikalı Vatan 3
Vesikalı Vatan 2
Vesikalı Vatan 1
Erkeklere ölüm
Çirkinler de Sever
Ertuğrul
Kerem Aslı(sı)nı Arıyor
Selanik Vakası
Bilmece
Beşiktaş Karakolu
Yabancı
Memnu Meyve
Aşkla Savaşmak
Bir Mutsuzluk Öyküsü
Yırtık Gömlek
Stratenice
Sular Yükselirken
Dünya Vanlılar Günü
Yasak Aşkın Savaşı Truva
Güleç Kız
Yıldırım düşerken
Bir Amazon Kadınının Günlüğü
Kösem'in düşü(şü)
Zengin koca
Tekfurun kızı
Bit
Leylekleri öldürmek
Dünyada Van ahirette iman
Asırlık gazetenin aziz okuyucuları
Dua et ki orucum
Araftaki Vanlılar
Tatil
Doktor Civanım
Servet Aydınoğlu
Sucuklu yumurta
Misafir
Renkli Televizyon
İlk Aşk
Parayı kim buldu
Kaçak
Sınav
Cesim Abi De Bizi Görecek Mi
Ranza
Acı Şeker
İzdivaç
Karne
Minel Aşk
BABAM ve oğlu
Babalar Ağlamaz mı Anne?
Home
Işkın değil muz
Nasıl Zengin Oldum
Buzdolabı
Ankara-Van
İki Nisan/İki Bebek
Merhaba
Haber Yazılımı