301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
06 Aralık 2019 - Cuma 13:24
 
"Beyin ölümü" gerçekleşen hasta
Mehmet Bedri Gültekin
 
 

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, üyesi olduğu Atlantik İttifakı'nın askeri kanadı NATO ile ilgili olarak geçtiğimiz günlerde, "beyin ölümü gerçekleşti" ifadelerini kullanmıştı.

İttifak üyesi ülkelerin liderleri, 4 Aralık günü, kuruluşunun 70. yıldönümü dolaysıyla Londra'da toplandılar. Dünya basınında toplantıda nelerin ele alınacağından daha çok, Macron'un NATO ile ilgili sözleri üzerinde duruldu.

Türkiye, diğer NATO üyelerinin olurunu almadan "Barış Pınarı" harekâtını gerçekleştirdi. ABD; PYD'nin terör örgütü olarak tanımlanmasına karşı çıktı. Ve Türkiye, NATO'nun Rusya'yı hedef alan Baltık Planına itiraz etti.

İşte son dönemde yaşanan bu gelişmeler Macron'a "beyin ölümü" tespitini yaptırmıştı. Ama NATO'yu ömrünün sonuna getiren gelişmeler daha kapsamlı ve daha derindedir.

Londra toplantısı sonuç bildirisinde yer alan hususların çok fazla bir önemi yoktur. NATO, ne zamandır aldığı kararları kâğıt üzerinde kalan bir örgüt durumundadır. Bu durumun nedenleri üzerinde durmak gerekiyor.

 

Eski ve yeni "düşman"

NATO, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Atlantik'in Doğu ve Batısında yer alan kapitalist-emperyalist ülkelerin "Sovyet tehdidi"ne karşı koyma ihtiyaçlarının sonucu olarak Batı dünyasının yeni önderi ABD öncülüğünde kuruldu. 1990 yılında Sovyetler Birliği dağılınca NATO'nun en önemli varlık nedeni de ortadan kalkmış oldu.

Ama ABD'nin NATO'ya olan ihtiyacı bitmemişti. Hem Batının diğer ülkelerini kontrol altında tutmak, hem de dünyanın diğer bölgelerinde ABD hegemonyasını sürdürmenin bir aracı olarak NATO'nun devam etmesini istiyordu.

Çok geçmeden yeni "düşman" yaratıldı. Daha önceki onyıllarda bizzat ABD tarafından kurdurulan, eğitilen ve silahlandırılan dinci terör örgütleri yeni "düşmanlardı."

Yeni "düşman", 1980'li ve 90'lı yıllarda Afganistan'da, Bosna Hersek'te ve Çeçenistan'da ABD'nin hedef aldığı ülkelere karşı savaşlar içinde kullanıma hazır duruma getirilmişti.

Söz konusu örgütler, 1990'lı yıllarda ama özellikle 2000'li yıllarda dünyanın her tarafında gerçekleştirdikleri terör eylemleri ile ABD'nin "yeni düşman" tanımına uygun bir pratiği fazlasıyla ortaya koydular.

Ama dinci terör örgütlerinin sergilediği vahşet, 2013-14 yıllarında zirveye ulaştıktan sonra, en başta Müslüman ülkelerin ve halkların mücadelesiyle inişe geçti. Dolaysıyla bu yeni "düşman" da bugün artık NATO'nun varlığına gerekçe olabilecek bir durumda değil.

 

Çin ve Rusya

ABD'nin NATO'ya, bugün esas olarak Çin ve Rusya'yla olan rekabetinde ihtiyacı var. Ama ne var ki diğer NATO üyelerini, Rusya ve Çin düşmanı bir cepheye aktif olarak katmaya ikna etmek de mümkün değil.

Çin, bugün dünyanın en büyük ekonomisi ve bütün NATO üyesi ülkelerin Çin ile çok önemli ekonomik bağlantıları bulunuyor. Günümüz dünyasının en önemli yatırımı olan "Kuşak-Yol Projesi", bütün Asya ve Avrupa ülkelerini ilgilendiriyor.

Öte yandan Çin, hegemonya peşinde koşan bir ülke değil. Dolaysıyla hiçbir NATO üyesi ülke açısından tehdit özelliği de taşımıyor.

Rusya ise Avrupa'nın en büyük enerji tedarikçisidir. Almanya başta olmak üzere Batı Avrupa ülkeleri Rusya ile ilişkileri geliştiriyorlar.

Yani Çin ve Rusya konusunda ABD'nin istekleri ile NATO'da yer alan müttefiklerinin ihtiyaçları çelişiyor.

 

NATO'nun yumuşak karnı

Türkiye'nin ise üzerinde, özel olarak durmakta yarar var. Türkiye hala NATO içindedir ama güvenlik konularında bugün NATO ile birlikte değil, Rusya ve İran ile birlikte hareket etmektedir.

Başta ABD olmak üzere NATO'nun belli başlı ülkeleri bugün Türkiye'ye yönelen tehdidin arkasında duruyorlar. Gerek PKK'nın, gerekse FETÖ'nün destekçileri Atlantik ittifakının önde gelen ülkeleridir.

Ve bu tehdide karşı Türkiye'nin yanında yer alan ülkeler ise ABD'nin "düşman" olarak gördüğü ülkelerdir.

Türkiye, NATO'nun kilit ülkelerinden biridir. Kamp değiştirmesi dünya dengelerinin alt üst olması demektir. İşte bu durum, ABD ve müttefiklerini bir yandan Türkiye karşısında eli kolu bağlı duruma getirmekte, öte yandan NATO'nun varlığını tartışmalı yapmaktadır.

 

ABD'nin önlenemez çöküşü

Elbette bugün NATO'nun varlığını tartışmalı hale getiren en önemli etken. ABD'nin artık ekonomik, siyasi ve askeri bakımdan eski gücünde olmamasıdır. Ve gidişat, bu süper devlet açısından daha da kötüye doğrudur.

ABD, artık dünyanın en büyük ekonomisi değil. ABD ile Çin arasındaki makas her geçen yıl açılıyor.

Askeri bakımdan artık her istediğini yapabildiği günler geride kaldı. Suriye ve Irak'da yenildi. Afganistan'da ne yapacağını şaşırmış vaziyette.

Trump, ABD'yi kendi sınırlarına çekme vaadiyle iş başına gelmişti. Başlı başına bu durum bile NATO'yu var eden esas gücün, hiç de iyi durumda olmadığını gösteriyor.

İşte bütün bu nedenlerden dolayı Macron'un "beyin ölümü" tespiti doğrudur. Londra'daki buluşmada yapılan konuşmaların veya alınan kararların; NATO'nun kaçınılmaz akıbetini önlemede herhangi bir etkisi olmayacaktır.

 
Etiketler: "Beyin, ölümü", gerçekleşen, hasta,
Yorumlar
Diğer Yazılar
İran'a saldırmanın dayanılmaz hafifliği
Mezhepçilik hastalığı
İncirlik'e el koymanın tam zamanı
Alevi askerin cenaze töreni
ABD'nin "İntihar Eylemi!"
ABD, tekme tokat kovulurken!...
Sadaka ve geçmişe yatırım bütçesi
"Dersim olayları"nda birleşenler
ABD'nin yaptırım kararına karşı ne yapılmalı?
Eksik ayağı tamamlama görevi
Almanya'nın Dersim aşkı!
"Emperyalizmin dünü, bugünü, yarını"
Üretim Devrimi Kurultayları
Savaş mevzilenmesi
Halk hareketleri
Tarih ve Matematik dersleri
Erdoğan Trump görüşmesi
Zorunlu olan ve olmayan dersler? (1)
ABD'nin beyhude hamlesi
Bir "Enstrüman"ın sonu
Tarihin 200 yıllık sayfası
Olması gereken oluyor
Şimdi ne yapmalı?
ABD havlu atıyor
Moskova'nın "Ortadoğu Planı" üzerine
Soner Polat Amiralin ardından
Sahipsiz toprak mı bulduk?
PKK ne zaman silah bırakır?
ABD ile ortak kara devriyesi!
Bir dönemin sonu
Büyük Millet Olmak!
Siyasette saflaşmanın ardındaki hesaplar
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 25
Demokrasi ile "ahmaklık" arasındaki kalın çizgi
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 24
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 23
İlk düğme yanlış iliklenince…
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 22
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 21
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 20
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 19
Doğu Akdeniz'den Gelen Tehdit ve Partilerin Duruşu
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 18
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 17
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 16
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 15
Devlet Bahçeli’nin son eylemi
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 12
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 11
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 10
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 9
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 8
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 7
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 6
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 5
"Dersim" çıkışı ile ne amaçlanıyor, kime hizmet ediliyor?
Vatan Fedaisi Resneli Niyazi
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 4
Türkiye için tarihi fırsatı değerlendirebilmek
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 3
Siyasal İslam'ın Dört Dönemi - 2
Yeni Zelanda ve Sri Lanka katliamları
Siyasal İslam'ın dört dönemi - 1
Siyasal İslam'ın son yenilgisi
Dini siyasete alet etme yarışı
Yine, yeniden Suriye
Emekçi halkın sağlam özü
Artık yeni bir Türkiye'deyiz…
"4. Kuvvet"in katli ya da intiharı
Elazığ aynasında ekonomik kriz ve çözüm
Avrupa'nın gözünden ABD ve Yeni Dünya
ABD ne yaptığını biliyor; Ya Biz?
ABD'nin çaresizliği?
Bedelli Askerlik ve Türkiye'nin "Beka Sorunu"
Tarihi kırılmanın çatırtıları
Milli Devlet yıkılırsa ne olur?
"Latin Amerika'nın Tatar Ramazan'ı"
Aklını kaybeden emperyalist
Tuzak ve gaflet
"Ölüm adın kalleş olsun!"
Eğitimdeki çöküş ve İmam Hatip Okulları
Dış politikamızın yumuşak karnı
2019'a girerken
Tarihi yenilgi ya da büyük zafer
Doğal zenginlik: Ülkenin şansı mı, şanssızlığı mı?
Olmak ya da Olmamak
Ergenekon tertibinin Hakim ve Savcıları yargı önünde
Sınır güvenliği nasıl sağlanır?
Türkiye kamp değiştirince yer yerinden oynar!
Van Ticaret ve Sanayi Odası'nın gözünden sorunlar ve çözümler
Haber Yazılımı