301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
29 Mayıs 2018 - Salı 16:13
 
Çemberimde gül oya
Ümran Öztürk
 
 

Yaşamı sanat biçimi haline getirmek her toplumun harcı değildir. Bu bir birikim, medeniyet, kültür, ruh zenginliği, sınırsız hayal gücü, düşünce inceliği ve yaratıcılık gerektirir. Bunu eğer yaşamımıza dâhil edebiliyorsak bu ruh zenginliğimiz, bu sınırsız hayal gücümüz gelecek nesillere aktarılan kültür miraslarımız haline gelir. Bir cama, bir kilime, bir çoraba, bir ahşaba düşüyorsa duygularımız ve gelenekselleşiyorsa; bu ortak duyuş, ortak hissediştir.

 

Çoğumuzun bir köşede unuttuğumuz, ya da sandıklarda sakladığımız el sanatlarımız yeniden gün yüzüne çıkıp günlük yaşamımıza giriyor ise kültür mirasımız olan bu el işleri yeniden bir ekol oluşturmaya başladı diyebiliriz.

 

Bazı yörelerde adı yemeni, bazılarında tülbent, kimilerinde çember ya da yazma olarak kullanılsa da biz onu bazen iğne, bazen tığ, bazen mekik bazen de pul, boncukla oyalarız. Bu işlemeler duygularımızın yansımalarıyla kullandığımız alana ışıltı ve renk verir.

Kimi zaman gelinleri, kimi zaman efeleri, kimi zaman çeyizleri bezemiş, çoğu zaman annelerimizin,  ninelerimizin vazgeçilmezi olmuştur yemeniler. En makbulleri de estetik ve sabrın öne çıktığı kadınların parmak uçlarında açan tomurcuk misali iğne oyaları ile yapılandır elbette.

 

Bu hünerli parmaklar bazen bir karanfili, bazen çiçek motiflerini bazen de nesnel motifleri getirip konduruveriri yemeninin ucuna. Yapanın maharetini, sabrını sınarken; kullananın da titizliğine, sadeliğine ve duygusuna tanık oluruz.

 

Oyaların Sessiz Dili

Yazma deyip geçmeyin onlar bir zamanların en doğru iletişim aracı, kadınlarımızın sessiz çığlığıymış. Yazmanın rengi ve oyasıyla onlar sessizce haberleşirlermiş. Yani bu yazmalar yemeniler bir anlamda iletişimin sözsüz dili olmuştur. Çünkü bu oyalarda duygular saklıdır. Kiminde sevinç, kiminde elem kiminde, özlem kiminde ise sessiz isyanlar vardır.

Bu nedenle her oyanın dili ayrıdır.  Tüm bu örnekler iletişimin sözsüz dilidir ve her oyanın bir ismi, her motifin bir öyküsü vardır.

 

Gül oyası en beğenilen çiçektir. Aynı zamanda mutluluk habercisidir.  Bir evin gelini hamile olduğunu al renkli güllü oyalarla,  bahtsızlığını da kahverengi oyalarla anlatırmış. Kadın mutluysa bahar çiçekleriyle, mutsuzsa acı biber çiçekleriyle bezenen yemeniler kullanırmış.

 

Karanfil genç gelinlerin ve kadınların çiçeğidir. Sarı karanfilli oyalı yazmalar hasrete, üzüntüye ve özleme dil olurmuş. Nergis umutsuz kadının, badem çiçeği sevdiği gençle evlenemeyecek genç kızın yazmasındaki oyadır.

 

Geçmişle gelecek arasında bir bağ kurmak, geçmiş zamanın ruhunu anlamak gelecek nesillere aktarmak için bu ortak değerlerimize sahip çıkmamız gerekir. Yazmaları, yemenileri her ortamda her kıyafetle rahatlıkla kullanmalıyız. Çünkü özellikle iğne oyalı yazmalar geleneksel olmanın yanı sıra zarif, şık ve gösterişli olmasıyla da varlığını korumaktadır. Bu oyalı yazmaları spor, abiye, klasik her türlü kıyafetlerimizde aksesuar olarak kullanabiliriz.

Bu estetiğini hiçbir zaman yitirmeyen,  analarımızın göz nuru el emeği çeşit çeşit, renk renk oyalı yazmaları, yemenileri gençlerimizin çok sık olmasa da ilgi gösterip kıyafetlerinde aksesuar olarak kullanmaları ile yemenilerin günlük hayatımıza yavaş yavaş girmesine neden olmuştur.

 

Günümüzde çemberimizdeki gül oyaları yaşatmak, gelecek kuşaklara aktarmak için çeyiz sandıklardan gün ışığına çıkarıp modernize ederek günlük hayatımızda daha sık kullanıma koymamız gerekir.

 
Etiketler: Çemberimde, gül, oya,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Yaşamın şifresi su, sevginin şifresi güven
Muradiye Küçükköy'de heyecan dorukta
Etek boyu mu pedofili mi?
Annemin Futbol Tutkusu
Van Gölü'nün imdat çığlıklarını duyan var mı?
Lorenzo'nun yağı ve çınar
İnce bir sızıdır yalnızlık
2 Nisan ve Bitmeyen Hüznün Diyarı, Van
Sona'nın hikayesi
Gümüşün iğne oyası Telkari
Herşey ayrıntılarda gizlidir
Kadınların yerel yönetimden beklentileri
AĞLAYAN GELİNLER Hüznün Çiçeği Ters Laleler
Bir tren yolculuğu
50 Kuruşun Hikayesi ve Sabiha Tansuğ
Bir Günün Hikayesi
Üniversitelerin kentlere kattığı değer
Her değişim yüze yansıyan bir ışıktır
Motiflerin gizli dili, aşkın ince sızısı…
Van’a Geleneksel Mutfak Müzesi
Van'ın Yerel Lezzeti Fırınağzı Yemeği ve Tarihi Van Kahvaltısının Hikayesi
Doğa Kolejinde Doğal Buluşma
Van izlenimlerim-1
Vanlı Okuyucularımla Buluşuyorum
2. Van Kitap Fuarı
Renklerin suyla dansı
Kent, Kadın ve Sanat
Kapalı Çarşıdan Toprak Damlı Evlere
Güneşe sevdalı çiçek
Mahalle baskısı…
Herşeye rağmen gülümseyen şehir
İlk Aşk Mektubunun Öyküsü
Mahallemizin kadınları sinema yapıyor
Gürpınar’da küçük bir kahvehane
Acımasız hırsız zaman
Vefa yaşarken gösterilmeli
Vahşi Kentleşme
Satsuma mandalinasının tarihi
Başka Van Gölü yok!!!
Maddeye düşünceyi katan dost
Çalma! Üret!
Çiğ damlasından yoğurda yolculuk
Fesleğen kokusundan reyhan şerbetine
Ben beyazı sende seviyorum
Hevsel Bahçeleri
Göç Yollarında Münizar ve Behiye
Aşkın ağacı ıhlamur ve çınar İskele Caddesi’nde
Başkaldırı ve İsyanın Dansı Tango
Taşların Sırrı
Sakız Sardunyalı Cumbalı Evler
İki yürek arasında yolculuk
Vazgeçişlerin son sözüdür elveda
BEN AYRILIKLARI EZBERLEDİM
Doğusuyla batısıyla biz olmak
Kırık Kalplerin Sözcüsü Kahraman Tazeoğlu Yazarımız Ümran Öztürk'e konuştu: Aşktan Besleniyorum
Elbette Kadın'da gülecek
Kardeşliğin diğer adıdır lise arkadaşlığı…
Kirazın ve boncuğun buluştuğu masal köy
Hüzün şehri Van'da değişim rüzgarları
İzmir'de 2 Nisan Heyecanı
Göç yollarından bugüne
Bitmeyen hüznün diyarı Van…
Bugün bir çocuğu tiyatroya götürün
Bir Kadının Objektifinden: İplik Hayatlar
Zamana ince bir ayar çekmek
Hiçlik
Van kızı, şarkıların kadife sesi Melihat Gülses'le söyleşi
2 Nisan'da İzmir'de Van Rüzgârı Esecek
Önce birbirimizi sevmekle başlayalım
Van Beylerinin Şatosu Hoşap Kalesi
Zamanı unutturan renk
Kadının zerafeti, erkeğin cesareti
Masal köyün kraliçesi
6284 Kadınların Şifresi
Aynı gözlerle farklı coğrafyaları izlemek
Çarşılar ve kadınlar
Taner Barlas ile sohbet
Her seçim bir vazgeçiştir…
Gürpınar'da zamanın ruhu
PENCERELER, KAPILAR VE KÖPRÜLER
VAN'A GİDECEĞİM İÇİN HEYECANLANIYORUM
Leyla'dan sonra
Üzerlik
Bir yağmur damlası olmaktı niyetim
Bir fotoğrafın hikayesi
Ayla
Bir başkadır benim memleketim
Zirveden notlar
İnsan doğduğu yerin cıvasıdır
Gündüz Seyranlık Gece Gerdanlık
Kadının özgürlük çığlığı erbane
ONU KENDİN İÇİN AFFET
Ensestin neresindeyiz?
Radyolu günlerimiz
Sardunya kokulu sabahlar
Özgür bir ruh kendi güneşiyle ısınır
Begonvilli sokaklar
Savat; duyguları motiflerle anlatma sanatı
80. Yılında Vansesi Gazetesi
Çıplak ayaklı çocuklar
Korkuyu aşarsan bitkisel hayattan çıkarsın…
Güneş doğudan yükselir
O çocuksu gülüşümüz bayramlarda kaldı…
Müzik değişince dans değişir
İlkbaharda usul usul yürü; toprak ana hamiledir…
Bir Şehit verilecekmiş sen ol Aybüke
Hoş geldin hüzün, merhaba aşk…
Normalleşen Anormallikler
Bizi esir alan duygusal kapitalizm
Anneme Mektup
"ERKEK OLMAK DAHA ZOR"
HÜZNÜN KOKUSU SAHAFLAR
Bir şehri sevmek, aşka sebep aramaktır
Umuda elveda demeyenlerin öyküsü
Vivaldi'nin İlk Mevsimi
Böyle Olur Vanlıların Şöleni
Babamla aramızdaki küçük replikler
Hoşça kal
Hazan ve zaman
Kadına Dair... Oğluma Öğüdümdür
Onu güneşin doğuşunda göreceksiniz
Yeni bir sayfada başlar hayat
Kitapların büyülü yolculuğundaki kadın
Bir doğa olayıdır çıkar gelir aşk
Kahve kokusuna eşlik edendir huzurun kokusu…
Annemin kara kaplı defteri
Şiirin gizli öznesi aşk
İki dil bir bavul
Geçmişinin gölgesidir çocukluk arkadaşın
Yeni umutlara selam olsun
Kadın, Yağmur Ve Hüzün
Dokunarak sevelim
Sevgide çoğalmak
Gelecek, hayal edilen bir şimdidir
Gürpınar'da zamanın ruhu
Aşk tutsaklık, sevgi kutsallık mı?
Gözyaşı ve kahkahası birbirine karışır çocuğun
Gülüşünde Mayınlar Patlatırken, Ansızın Ağlayandır Çocuk
Şiir gibi gülümseyen insanlara merhaba
Haber Yazılımı