301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
25 Eylül 2018 - Salı 16:10
 
Gürpınar’da küçük bir kahvehane
Ümran Öztürk
 
 

60'lı yılların sonuydu. Babamın görevi ile bir kez daha Van'ın şirin ilçesi Gürpınar'a gelmiştik. Önceki gelişlerimizi yaşımın küçüklüğünden dolayı pek hatırlamıyordum şimdi unutamayacağım bir dere bu derede yüzen ördekler ve yanında bir kahvehane vardı. Görünüşü sıradan bir kahvehane olsa da işlevi hiçte sıradan değildi. Bugünlerde çok sözü edilen kıraathaneydi aslında Mehmet Ali amcanın kahvehanesi. Okumaya çok düşkün olan Mehmet Ali amca askerliğini bitirince İzmir'de kalmak istemiş, ancak babasının tepkisiyle karşılaşınca dönüp gelmiş bu küçük şirin ilçeye. Babasının ona açtığı bu kahvede bir bakıma kamu hizmeti yapmaya başlamış. Çünkü Mehmet Ali amca işini titizlikle yapan bir kahveciydi. Şöyle ki;

Kahvehane güneş doğmadan açılır çaylar demlenir, masaların örtüleri örtülür, şekerler kerpetenle kırılır, şekerliklere doldurulup masalara servis edilirdi. Dağdan gelen sular testilere konur kahvenin en serin yerinde muhafaza edilirdi. Elektrik kesintilerinin çok sık yaşandığı o yıllarda gaz lambaları, lüks lambaları hazırlanır böylelikle gece hazırlıkları da günün erken saatinde yapılırdı.

İçeride bu hazırlıklar devam ederken dışarıda da kahve önünden akan dereden alınan su ile kapı önleri sulanıp çalı süpürgesiyle süpürülürdü. Yazın müşteriler için dere boyundaki söğüt, iğde ağaçlarının altına bir iki masa konulur, tabakalardan sarılan tütüne demli bir çay yarenlik ederken radyodan yükselen türkü sesi ve derenin akışı eşlik ederdi. Kış aylarında ise kahvehanenin damındaki karlar temizlenir kapısına biriken karlar kar küreği ile atılır, yol açılır soba yakılırdı.  Yanan soba ile ısınan kahvehane üşüyenlerin adeta sığınağı olurdu.

Mehmet Ali amcanın kahvehanesini çok net hatırlıyorum. Kerpiçten yapılı bu küçük kahvenin güneye bakan mavi ahşap kapısı ve iki küçük penceresi vardı önünden de küçük bir dere akıyordu. Az ilerisinde bir kaç söğüt ve iğde ağacı… Kahveye uzaktan baktığımızda bir tuvale yapılmış resim gibiydi.  Bazen söğüt ağacının altında mahallemizin çocuklarıyla annelerimizin hazırladığı yiyecekleri getirerek piknik yapar yüzen ördekleri seyrederdik. Kahvehanenin toprak damında sürekli Loğ denen silindir bir taş dururdu. Bu silindir taş, damın üzerinde toprağı sert bir katman haline getirmek, toprağı pekiştirmek ve damın yağmurlu zamanlarda akmasını önlemek için kullanılırdı.

 Kahvehanenin bir köşesinde içinde kitap, dergi, mecmua ve gazetelerin bulunduğu tahta bir dolap vardı. Dolabın önünde bir masa, masanın üzerinde samanlı kağıt ve birkaç kalem dururdu. Kitapların çoğunu Kaymakam Bey temin etmişti.  Kaymakam beyin isteği üzerine Gürpınar'da görev yapan ilçe dışına çıkan memurlar, öğretmenler dönüşlerinde mutlaka gazete, kitap ve dergi getirirlerdi. Bu ilçeye günlük gazeteler birkaç gün sonra geldiğinden burada yaşayan insanlar günü hep birkaç gün geriden takip ederdi. Kahvehanede üretime katılamayacak durumda olan yaşlı insanlar da vakit geçirmek için gelirlerdi. Mesai sonrasında buluşur sohbet eder günün yorgunluğunu stresini atıp evlerine giderlerdi. Bir dönem iş arayanların da uğrak yeriydi kahvahane.

Gürpınar'ın küçük çarşısında; babamların mesaiden önce ve sonra mutlaka uğradıkları, odun ateşinde yapılan o lezzetli çaylarını yudumladıkları küçücük kahvehane ilçeye herhangi bir şekilde gelen kişilerin ilk uğrak yeriydi. Bir çay içimlik mola verilen, bir nefes alma durağı iken daha sonra sosyalleşmenin merkezi oluyordu bu kahvehane. Televizyonun henüz hayatımıza girmediği o yıllarda kahvehanenin en önemli iletişim aracı radyoydu. Kahvehanenin bu değerli demirbaşı duvara monte edilmiş yüksek bir rafın üzerinde dururdu. Sabah radyoyu Mehmet Ali amca açardı, ajansların okunduğu esnada radyonun sesini en üst seviyeye getirir bu ses küçücük çarşıya yayılırdı. Bundan dolayı sabah mesai saatine kadar Kaymakam dahil diğer memurlar ajansları burada dinler, çaylarını yudumlar mesai saatinde işlerinin başında olurlardı. Kahvehane de sadece çay, kahve, gazoz içilmezdi. Aynı zamanda ekonomi, siyaset, eğitim, sağlık hatta müzik- sanat konuşulur, tartışılırdı. Okulların yıl sonu müsamerelerini hiç kaçırmayan ilçenin Kaymakam ve Hakimi aynı zamanda edebiyata ve müziğe düşkünlükleri ile de bilinirlerdi. Denbêjler gelirdi zaman zaman bu ilçeye ve kahvehanede bazen sazlı bazen sazsız uzun havalar, ağıtlar söylerlerdi. Kültürel birikimlerin paylaşıldığı bu kahvehaneler ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçların karşılandığı kamusal alandı yani bir bakıma sosyalleşme mekânıydı.

Eskiden insanlar öğrenmeye, bilgiye açtı. Öncelikle öğrenmek için dinlemek gerektiğini biliyorlardı. Bu nedenle konuşmacıların köy kahvehanelerine gelip sohbet ettiklerine babamın anlatımlarıyla çok şahit olmuştuk o yaşlarda. Bilgi aldıkları her kişiye öğretmen gözüyle bakıyorlardı. Öğretmene büyük bir anlam yüklemişlerdi çünkü öğretmen her şeyi danıştıkları bilge kişiydi. Kültür alışverişinin yapıldığı yerlerdi kahvehaneler.

Kültürümüzün bir parçası olan kahvehanelerde doluluk oranı her geçen gün hız kesmeden artarken her yıl genellikle mahalle aralarına, cadde ve sokaklara açılan kahvehane sayısı da buna paralel olarak aynı hızla artmaktadır.

Gece gündüz tıklım tıklım dolan kahvehaneler okey, tavla, kağıt oyunlarının oynandığı oyun salonlarına dönüşürken, kapalı alanlarda sigara içmenin yasaklanmasıyla dışarıya taşan kahvehane müdavimlerinin kaldırımları bırakın caddeye kadar masa çıkarıp sandalye koyduklarına her gün tanık oluyoruz. Bunu yaşadığım ilçede de işimden dolayı gittiğim diğer şehirlerde de görüyorum. Yani ülkenin genelinde tablo aynı. Kaldırımların bu şekilde işgal edilmesi hiçbir kurumca denetlenmemektedir. Olumsuz örnek oluşturan bu durumu denetleyen bir mekanizmanın olmaması çok üzücü.

 
Etiketler: Gürpınar’da, küçük, bir, kahvehane,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Yaşamın şifresi su, sevginin şifresi güven
Muradiye Küçükköy'de heyecan dorukta
Etek boyu mu pedofili mi?
Annemin Futbol Tutkusu
Van Gölü'nün imdat çığlıklarını duyan var mı?
Lorenzo'nun yağı ve çınar
İnce bir sızıdır yalnızlık
2 Nisan ve Bitmeyen Hüznün Diyarı, Van
Sona'nın hikayesi
Gümüşün iğne oyası Telkari
Herşey ayrıntılarda gizlidir
Kadınların yerel yönetimden beklentileri
AĞLAYAN GELİNLER Hüznün Çiçeği Ters Laleler
Bir tren yolculuğu
50 Kuruşun Hikayesi ve Sabiha Tansuğ
Bir Günün Hikayesi
Üniversitelerin kentlere kattığı değer
Her değişim yüze yansıyan bir ışıktır
Motiflerin gizli dili, aşkın ince sızısı…
Van’a Geleneksel Mutfak Müzesi
Van'ın Yerel Lezzeti Fırınağzı Yemeği ve Tarihi Van Kahvaltısının Hikayesi
Doğa Kolejinde Doğal Buluşma
Van izlenimlerim-1
Vanlı Okuyucularımla Buluşuyorum
2. Van Kitap Fuarı
Renklerin suyla dansı
Kent, Kadın ve Sanat
Kapalı Çarşıdan Toprak Damlı Evlere
Güneşe sevdalı çiçek
Mahalle baskısı…
Herşeye rağmen gülümseyen şehir
İlk Aşk Mektubunun Öyküsü
Mahallemizin kadınları sinema yapıyor
Acımasız hırsız zaman
Vefa yaşarken gösterilmeli
Vahşi Kentleşme
Satsuma mandalinasının tarihi
Başka Van Gölü yok!!!
Maddeye düşünceyi katan dost
Çalma! Üret!
Çiğ damlasından yoğurda yolculuk
Fesleğen kokusundan reyhan şerbetine
Ben beyazı sende seviyorum
Hevsel Bahçeleri
Göç Yollarında Münizar ve Behiye
Aşkın ağacı ıhlamur ve çınar İskele Caddesi’nde
Başkaldırı ve İsyanın Dansı Tango
Taşların Sırrı
Sakız Sardunyalı Cumbalı Evler
Çemberimde gül oya
İki yürek arasında yolculuk
Vazgeçişlerin son sözüdür elveda
BEN AYRILIKLARI EZBERLEDİM
Doğusuyla batısıyla biz olmak
Kırık Kalplerin Sözcüsü Kahraman Tazeoğlu Yazarımız Ümran Öztürk'e konuştu: Aşktan Besleniyorum
Elbette Kadın'da gülecek
Kardeşliğin diğer adıdır lise arkadaşlığı…
Kirazın ve boncuğun buluştuğu masal köy
Hüzün şehri Van'da değişim rüzgarları
İzmir'de 2 Nisan Heyecanı
Göç yollarından bugüne
Bitmeyen hüznün diyarı Van…
Bugün bir çocuğu tiyatroya götürün
Bir Kadının Objektifinden: İplik Hayatlar
Zamana ince bir ayar çekmek
Hiçlik
Van kızı, şarkıların kadife sesi Melihat Gülses'le söyleşi
2 Nisan'da İzmir'de Van Rüzgârı Esecek
Önce birbirimizi sevmekle başlayalım
Van Beylerinin Şatosu Hoşap Kalesi
Zamanı unutturan renk
Kadının zerafeti, erkeğin cesareti
Masal köyün kraliçesi
6284 Kadınların Şifresi
Aynı gözlerle farklı coğrafyaları izlemek
Çarşılar ve kadınlar
Taner Barlas ile sohbet
Her seçim bir vazgeçiştir…
Gürpınar'da zamanın ruhu
PENCERELER, KAPILAR VE KÖPRÜLER
VAN'A GİDECEĞİM İÇİN HEYECANLANIYORUM
Leyla'dan sonra
Üzerlik
Bir yağmur damlası olmaktı niyetim
Bir fotoğrafın hikayesi
Ayla
Bir başkadır benim memleketim
Zirveden notlar
İnsan doğduğu yerin cıvasıdır
Gündüz Seyranlık Gece Gerdanlık
Kadının özgürlük çığlığı erbane
ONU KENDİN İÇİN AFFET
Ensestin neresindeyiz?
Radyolu günlerimiz
Sardunya kokulu sabahlar
Özgür bir ruh kendi güneşiyle ısınır
Begonvilli sokaklar
Savat; duyguları motiflerle anlatma sanatı
80. Yılında Vansesi Gazetesi
Çıplak ayaklı çocuklar
Korkuyu aşarsan bitkisel hayattan çıkarsın…
Güneş doğudan yükselir
O çocuksu gülüşümüz bayramlarda kaldı…
Müzik değişince dans değişir
İlkbaharda usul usul yürü; toprak ana hamiledir…
Bir Şehit verilecekmiş sen ol Aybüke
Hoş geldin hüzün, merhaba aşk…
Normalleşen Anormallikler
Bizi esir alan duygusal kapitalizm
Anneme Mektup
"ERKEK OLMAK DAHA ZOR"
HÜZNÜN KOKUSU SAHAFLAR
Bir şehri sevmek, aşka sebep aramaktır
Umuda elveda demeyenlerin öyküsü
Vivaldi'nin İlk Mevsimi
Böyle Olur Vanlıların Şöleni
Babamla aramızdaki küçük replikler
Hoşça kal
Hazan ve zaman
Kadına Dair... Oğluma Öğüdümdür
Onu güneşin doğuşunda göreceksiniz
Yeni bir sayfada başlar hayat
Kitapların büyülü yolculuğundaki kadın
Bir doğa olayıdır çıkar gelir aşk
Kahve kokusuna eşlik edendir huzurun kokusu…
Annemin kara kaplı defteri
Şiirin gizli öznesi aşk
İki dil bir bavul
Geçmişinin gölgesidir çocukluk arkadaşın
Yeni umutlara selam olsun
Kadın, Yağmur Ve Hüzün
Dokunarak sevelim
Sevgide çoğalmak
Gelecek, hayal edilen bir şimdidir
Gürpınar'da zamanın ruhu
Aşk tutsaklık, sevgi kutsallık mı?
Gözyaşı ve kahkahası birbirine karışır çocuğun
Gülüşünde Mayınlar Patlatırken, Ansızın Ağlayandır Çocuk
Şiir gibi gülümseyen insanlara merhaba
Haber Yazılımı