Yazı Detayı
05 Aralık 2018 - Çarşamba 13:15
 
Karboran
Yunus Türkoğlu
 
 

Kazım Karabekir Ortaokulundan mezun olduk. Yıl 1977-78'ler Van Atatürk Lisesi yıllarımız başladı. Lise yılları herkes için çok güzel günlerdir. Unutulmayacak anılar, ömür boyu sürecek dostlukların, arkadaşlıkların kazanıldığı tadına doyulmaz yıllar. Tahsil hayatımıza, yaşantımıza yön veren değerli hocalarımız. Yaşarken pek kadrini bilmediğimiz, su misali akıp giden o yılları yazarken bile insanı mutlu eden harika anılar, anılar!

Lise talebesi olunca artık ailemizin ve çevredekilerin bize bakış açıları da değişmişti. Büyükler bizlere selam vermeye, öğretmenlerimiz sohbet etmeye ve espriler yapmaya başlamışlardı. Büyümüştük artık. İspanyol paça pantolon giyiyor, daha bakımlı, daha yakışıklı gözükmeye çalışıyorduk. Bıyıklarımızda terlemeye başlamıştı. Maraş Caddesi'nde gezerken istemeden de olsa yolumuz Kız Meslek Lisesi'nin önünden geçiyordu!!!

Okul zamanlarının dışında bilardo, Kapalı Spor Salonu'nda masa tenisi oynuyorduk. Ahmet Eriş'in halter kaldırışını, kolsuz Mehmet Hoca ile Laz Mustafa Hocanın taekvondo kurslarına katılıyorduk. Cumhur Yıldız'ın judo derslerini, antrenmanlarını izliyorduk. Voleybol, basketbol maçlarını izlemeye başlamıştık. Spor Salonu'nda görevli Şemsettin Abi ile Köse Süleyman abi vardı. Kulakları çınlasın, çok iyi insanlardı.

Allah razı olsun.

Gol Kralı Kasap Metin'in şahane gollerini, İskele Spor'un bir ara çok güzel futbol oynayıp ligin tozunu attığını, Pele İhsan'ın orta sahadan topu alıp yıldırım gibi rakip kaleye doğru akışını.

Erciş 1 Nisandan Kambur Yaşar ve kardeşi Eco'nun frikik atışlarını kafa ile karşılayışlarını izlemeye başlamıştık. 

Kırk yıl geçmiş gibi, hele gülerim. 

O ne biçim kafaydı be!!

Van'ın baharını, yazını anlatmak da güzel, güzünü, kışını anlatmak da güzel.

Baharın, kişmiri güllerin, leylakların, akasyaların ve zeringedeklerin kokusu ile dolan sokaklarını mı anlatsam?

Ayran aşı ile tuzlu balığını mı, Sengeserini mi, Ciğer taplamasını mı, anlatsam? Yazın tadına doyulmaz elmalarını, armutlarını, alçalarını mı yoksa uşkunu mu anlatsam?

Edremit'te tahta iskelenin baş tarafından bir veya iki buçuk lirayı denize atıp, sonra da atlayıp onu çıkarışımızı mı anlatsam.?

İşkirt'te kavaklara sırtını dayayıp semaver çayını yudumlarken, Akdamar Adası'nı seyreden ehlikeyif Vanlıyı mı anlatsam? 

Sonbaharda iplere serilen su eriştesini, yumuşanın mayhoş tadını mı?  

Yoksa kazanlarda yapılan kavurmanın, cızlığın nefis tadını mı, enfes kokusunu mu, anlatmaya çalışsam?

Kışın damları süpürdükten sonra yerde biriken karın üstüne takla atarak düşüşümüzü mü anlatsam?

Vali tepesi ile Memi tepesinde kızaklarla saatlerce kaydığımız tadına doyulmaz anıları mı anlatsam?

Kar ile boranı mı anlatsam?

Yoksa bir Van türküsü mü tuttursam;

"ÇORABI ÇEKTİM DİZİME, İNDİM EREĞİN DÜZÜNE

DİZ BE DİZ OTURURKEN, HASRET KALDIM YÜZÜNE…"

Ve sesim; Toprak Kale'nin pembe kızıl taşlarında, Kurubaş'ın yaylalarında, Zernek Ovasında, Haraba Mahalle'nin tarlalarında, Zıvıstan'ın bağlarında, Sıhke'nin bostanlarında, Şamran'ın serin ve yeşil sularında, Edremit Kalesi'nde, Artos'un soğuk ve karlı zirvesinde, Eblanganis'in nazlı nazlı akışında, yankılansın da dursun.

Mercimek Mahallesi'nden Van Atatürk Lisesi'ne üç yıl gittik geldik. Biraz abartmış olmayayım ama, Van'ın hemen hemen en güneyinden en kuzeyine kadar. Bizim mahalle sırtını Meteoroloji Mahallesine oda Hacıbekir Kışlasına dayamış. En güney uç.

Lise, sırtını Vali Mithat Bey Mahallesine, oda Toprak Kale'ye dayamış .En kuzey uç.

Rahmetli annem, akşamdan başta potinler olmak üzere giyeceklerimi sobanın yandığı odaya getirirdi, sabah sıcak sıcak giyip gideyim diye. Şayet salonda kalsa giyecekler sabaha kadar kaskatı kesilirdi.

Hiç birimiz, annelerimizin hakkını ödeyemeyiz.

Sabah ezanı ile yola çıkardık, yıldızlar gökyüzünde parlıyor, hava soğuk mu soğuk, kar yağdığı zamanlarda hava ılık olurdu. Atatürk Lisesi'ne kadar, Van'ın en önemli dört caddesini arşınlayacağım. Üç caddeyi dikey kesip geçerek, bir caddeyi de yürüyerek kat edeceğiz.

Var mısınız, bizimle bu yolculuğa? Haydi öyleyse!…

Botları giydik, eldivenleri taktık, atkımız boynumuzda, parkelerin kapşonunu çektik başımıza, kitaplar elimizde yolculuk başlıyor.

 Hava buz gibi eksi on beşler var gibi, fakat hava tertemiz, ağzımızdan çıkan buğu neredeyse dondu donacak. Zemheri soğuğu iliklerimize kadar işleyerek bize ilk selamı veriyor. Yıldızlar da gökyüzünde parlayarak ikinci selamı gönderiyor,  Ne güzel! Bence harikaydı! Tüm bu anlattıklarıma rağmen okula gidiyor olmak harika! Öğretmenlerimizi ve arkadaşlarımızı görebilmek harika. İşte bunlar içimizi fazlasıyla ısıtıyor.

Mercimek Mahallesini çıktık, Dere sokağına giden yola döndük akabinde sağ tarafa yani Siirtliler Sokağa döndük. Bu sokakta daha çok Siirt kökenli Vanlılar oturduğu için biz arkadaşlarla buraya bu ismi vermiştik.

Sol tarafta Kerim Tuncer'lerin evini geçtik, sağda Ahmet-Zeki Çelik'lerin, Ülger Teyze Ordu Evinin tam arkası, solda Akoş abi, Adil abi, Hacı Davut Camii, sağ tarafta Hüsrevpaşa İlkokulu, solda Şemsi Ezberci'lerin ev.

Uzun Sokağı geçtik. Sağlı sollu bahçeli güzel evler. Hava daha aydınlanmadı, yerde karlar donmuş vaziyette, her adımda katır kutur donmuş kar sesleri, bize sanki ritm tutuyor.

Solda Neşet-Cevdet Genç, biraz içeri doğru bahçe içinde Mahmut-Halil Yavuzer'lerin evleri.

Sağ tarafta, Maraş Caddesi'nin köşeye kadar devam eden bir kısmı Hakkı Türkmenoğlu, bir kısmı da Cevdet Yörük'lerin kerpiçten yapılmış duvar boyunca sıralanmış ayva, iğde, mellaki armut ağaçları bize selam ediyor. Kerpiç duvarların, ağaçların üstündeki bir karışlık kar tabakası yorgan görevi yapıyor ve altında da bunlar uyuyor gibiler. Belki de ben o an için uykuya doyamadığım için bu tür duygulara kapılmış olabilirim.

Kim bilir?

Sol tarafta Selahattin UMMAN sağ tarafta tam köşede Yörükler'in bahçe ve birinci caddemiz Maraş Caddesi'ni(Kazım Karabekir) dikey olarak kestik. Puslu lambalarını altında bizlerden başka kimseler gözükmüyor.

Karşı taraftayız solumuzda yanılmıyorsam yeni hizmete girecek olan Akdamar Oteli var. Devam ediyoruz etmesine, ellerimiz, ayaklarımız buz gibi oldu donuyoruz. Kitapları bir sağ elime bir sol elime aktararak devam ediyorum. Emek Sinemasını da geçtik, Sobacı Osman Camii'ni(Küçük Camii) sağda bırakarak sola döndük, döşemeci Servet abilerin evi hemen sağımızda. Tekin Oteli daha yeni yeni yapılıyor, solda Mendi'lerin nakliye Garajı var.

Gölbaşı Sokağa gelince sağlı sollu tarihi Van Evlerinin kar altında ayrı güzel olduklarını tekrardan müşahade ettim. Bazı evlerin ışıkları yanıyor, bazılarının bacası tütüyor yani soba yakılmış.

Biraz içimiz ısınır gibi oluyor. Bu sokağın yolları parke taş ile döşenmişti ayrı bir güzelliği vardı.

İkinci Caddemiz olan Sıhke Caddesi'ni dikey olarak geçtik, Karakolun olduğu kısa sokağa girerken, köşede ki bahçe içinde cumbalı Evi anmadan geçemeyeceğim. Karakola gelmeden

Sol taraftan ara sokağa dalıp yavaş yavaş Lise'nin sath-ı mahline girmeye başlıyoruz. İlk önce muhteşem kavakları ve İskele Caddesini görüyoruz, evet tam karşımızda Okulumuzun silüeti.

İskele Caddesi'ni geçiyoruz sağlı sollu meşhur kavak ağaçları bize hoş geldiniz çocuklar der gibi. Bu kavaklar yazın gölgesi ile kışın manzarası ile ruhumuzu hep okşardı. Kehriz suyu ise soğuk havada havaya saldığı buharıyla içimizi bir nebzede olsa ısıtırken, bende buradayım diyor. Yazın berrak ve pırıl pırıl akan suyuyla da içimizi serinletirdi.

İkinizi de, inanınki çok Özledim!!

Ses verin lütfen, Neredesiniz?

Demir kapıdan okulun bahçesine girdik. Karşımızda doğudan batıya doğru uzanan heybetli ve asil duruşuyla bir tarih abidesi var.  

"Van Atatürk Lisesi 1948"

Ben bir daha ki yazıma kadar burada yani okulun önünde sizi bekleyeceğim.

Bu haftalık bu kadar, ortalama sözcük sayımızı doldurduk. Nasip olursa bir sonraki yazımda Öğretmenlerimizi okulumuzu, anıları ve Cumhuriyet Caddesi'nden eve dönüşümüzü anlatmaya çalışacağım.

Ölenlere, Allah Rahmet eylesin.

Kalanlara sağlık ve afiyetler diliyorum.

 
Etiketler: Karboran, ,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Haber Yazılımı