Yazı Detayı
12 Temmuz 2017 - Çarşamba 12:18
 
Kelebeğin ömrü kadar hayat
Sevgi Başıbüyük
pizel-3@hotmail.com
 
 

Hayatın hızına yetişmek mümkün değil. Her ne kadar bitmez uzun maraton koşusu sansak ta hayatı aslında 15 dakikadan ibaret olduğunu yaşayarak fark ederiz. Hani deriz ya gözümüzü kapayıp açıncaya kadar ne çabuk geçti yıllar. Hakikaten çok doğru bir cümledir. Tabi asıl zamanı ve anları nasıl yaşadığımızda önemlidir.

 İnsan olgunlaştıkça gecen hayatın bir varmış bir yokmuş gibi, sigaranın yanıp sönmesi ucundaki tüten duman kadar hayal olduğunu fark eder. Oysa gençken yaşamak üzerine ne çok istediğimiz düşüncelerimiz ve hedeflerimiz vardı. Dünya gayesine düşünce insan temiz duyguları yetirince bütün düşünceler  tek tek rafa kaldırılıyor. Hayatın tamamı maddiyattan öteye geçmiyor. Yedi yaşında başlıyor ilk koşturmacalar. On altı on sekiz derken yirmi beş yaşına geliyoruz. İş bulma telaşı sonra evlilik ve çocuklar hızlı koşturmacalı bir serüvenin peşine takılıyoruz. Koşuyoruz hep koşuyoruz.

 Ama asıl koşturma daha çok maddi olanaklar için yapılan bitmek bilmeyen hırsımız. Bir yarış atı misali oradan orya sürüklenip dururuz. Aslında para olmayınca rahat yaşam da haram oluyor. Keşke dozunu ayarlayabilsek.

Oysa başkalarıyla rekabet içinde olacağımıza başımızı sokacağımız bir ev birazda rahat geçinmek için paramız olsa yetmezi mi. Maalesef yetmiyor. Biz dünya malı için koştururken hayatımızda ne çok şeyi ıskaladığımızı bir fark edebilsek.

Anne, babamızdan, eşimizden ve çocuklarımızda dostlarımızdan en çokta kendimizden çaldığımız anları heba ediyoruz.

Oysa etrafa bir baksak bizlere sunulan güzellikleri görebilsek mal üstüne mal biriktirmesek daha mütevazı yaşayabilsek hep bana demeden biraz paylaşmayı denesek her şeyi tadında tuzunda bırakmayı öğrenebilsek, kırmasak dökmesek, kelebeğin ömrü kadar yaşamın ömrü diyebilsek.

Sevgili babamı 56 yaşında kaybettim. Ölüm çok ani gelmişti kapısına. Şaşkındı ve çaresizdi. Oysa yaşayacağı eşi ve çocukları ile güzel günleri vardı. Olmadı. Verilen nefes sayılıydı.

 Ölümüne bir kaç gün vardı, aklı hala çocuklarında ve eşindeydi. Çok mu yorulmuştu? Hayat onu kırmış ve dağıtmış mıydı.? Pişmanlıkları var mıydı? Elbette vardı. Hep çalıştı hep en iyisi olmak ve daha çok şey yapmak istedi. Kimler içindi? Aslında daha rahat yaşam yoktu daha lüks yaşam vardı. Oysa ölüm postacı misali kapıyı zamansız çalar. Dedim ya bir kaç günü kalmıştı bu dünyaya veda etmesine parasından malından mülkünden bahis etmedi. Hep dilinde Allah'ın kelamı, yavruları ve sevgili eşini zikretti. Çünkü anladı ki kelebeğin ömrü kadar kalmıştı hayatı. Gözlerini hiç kapamak istemedi. Zamanı durdurmak tekrar başlamak için nelerini vermezdi. Ama olmadı postacı kapıdaydı ve acele ediyordu zil hiç durmadan çalıyordu. Kocaman bir son yazan kağıtla kapıda bekliyordu.

 Sevgili babama bir hak tanısaydı yaradanım ve deseydi ki eşin ve çocukların mı? Yoksa malın mülkün mü? Emin olun eşini ve çocuklarını isterdi yanında da onlarla daha çok vakit geçirmek ve kendisine daha çok zaman ayırmak isterdi. Son cümlelerinden biriydi hiç yaşayamadım ve anlamadım nasıl geçti günler. İki damla gözyaşı süzülüyordu yanaklarından çok derindi akıyordu. Nafile artık geri dönüş yoktu.

 Çıkıyorum dünyanın en tepesine seyre dalıyorum. Dünyayı büyük toz bulutları sarmış herkes koşturuyor sinir ve şiddet içinde. Kahkaha atan yok denecek kadar az. Gülmeyi unutmuş insanlar. Birileri birilerini basamak yapmış sırtından en uç noktaya çıkmaya çalışıyorlar ezerek yok ederek. Yaşadığını sanıyor zavallı. Başkası köşe başında hasetliğin ve başkasının mallarının nasıl bu kadar çoğaldığının hesabını yapıyordu. Başka birileri birçok insanın zeval olması için derin kuyular kazıyordu. Kümeler halinde insan topluluğu görüyorum hainlik ve pislik peşinde koşan. Bakıyorum başka sokakta komşularının hakkında gıybet edenler. Yalan yanlış kelimeler havada uçuşuyor. Dönüyorum sağıma soluma bakıyorum insanlar fesatlıktan zift renginde. Birileri binalar alıyor ucuz yollarla kapatmaya çalışıyor kendince karşındakini enayi yerine bıraktığını sanıyor şaşkınım etraf çok toz göz gözü görmüyor. Hepside yaşadıklarını ve mutlu olduklarını sanıyorlar. Bir gurup insanların yetimlerin haklarına göz diktiklerini fark ediyorum ellerini avuşturarak ağzından salyalar akıyor. Midemin bulandığını his ediyorum. Tam ümidimi kaybetmişken çok uzaklarda yeşil küçük bir alan görüyorum orada da kumrular var yanlarına yaklaşıyorum uzun zaman sonra ilk kez gülen mutlu aydınlık yüzleri görüyorum. Tekrar ana geri dönüyorum bu hırs ve intikamın verdiği zararları fark ediyorum ve daha fazla tanıklık etmeden koşarak o bölgeden ayrılıyorum.

 Oysa kimler geldi kimler geçti. Dünyadan ne kazandıklarını götürebildiler nede şöhretlerini. Kelebeğin ömrü kadar hayatın kısa olduğunu fark etselerdi nasıl yaşarlardı acaba? Siz siz olun hayatı düz ve net görün ve yaşayın. Bırakın insanların yaşadıklarını vakit varken siz yaşayamadığımız anlara bakın. Elinizdeki manevi her şeyin kıymetini bilin. Yarışmayın gülün eğlenin hayatın her anının keyfine varın. Varın ki postacı kapıya geldiğinde huzur ile kapıyı acın. 

Ruhunuzu ve bedeninizi helal edin ve özgürleştirin. Şükür etmesini ve doğadaki mütevazi yaşamımıza geri dönün.

Değerli bir dostum ile yemek yerken söylediği bir söz hiç aklımdan çıkmıyor. Biliyor musun dedi  bir mülk bir ailede en fazla 50 yıl kalıyor. Ortalama 50 yılda bir el değiştirir. Nedendir bilinmez biz maddiyat için hep koşmakla meşgulüz. Oysa bu kadar maddiyatçı ve başkalarıyla yarış içinde olmasak çok daha keyifli yaşarız. Çok haklıydı söylediklerinde. 

 Her ne kadar nefes kelebeğin ömrü kadar olsa da hayatı kaliteli ve keyifli yaşayın.

 Hayat hepimize gülsün diyeceğim ama gülmesi için lütfen mütevazi olun ve kötü duygulardan arının. Uzun ve keyifli yaşamlar sizlerin olsun.

İnsanlar her şeyin fiyatını biliyorlar ama hiç bir şeyin kıymetini bilmezler. (Oscar Wilde)

 
Etiketler: Kelebeğin, ömrü, kadar, hayat,
Yorumlar
Haber Yazılımı