Yazı Detayı
08 Kasım 2018 - Perşembe 16:20
 
Madalyonun arka yüzü
Hasan Akçap
 
 

Önceki yazımızda eğitim sistemimizin en önemli sorunlarından biri olan yabancı dil konusunu ele almış, adeta bir tümör haline gelen yabancı dili tüm öğrencilere zorunlu ders olarak okutmak yerine bu konuda yeteneği olan ve yabancı dili meslek olarak edinmek isteyen bireylere yoğun bir şekilde vermenin hatta öğrencilerin yurtdışındaki dil okullarında eğitim almalarını sağlamanın daha hızlı bir çözüm olabileceğine değinmiştik.

Konunun bir de ekonomik ve siyasi yönü var. Dünyanın tüm ülkelerinde ortak iletişim dili olarak öğretilen İngilizce adeta bir endüstri haline gelmiş durumda.

TARİHİ ARKAPLAN

Britanya adalarında hüküm süren Cermen kökenli İngilizler ile Kelt kökenli İskoç, Galli ve İrlandalılar Birleşik Krallık olarak bilinen Büyük Britanya Krallığını oluşturmuştu. Yıllar içinde güçlü bir krallık haline gelen Britanya Krallığı dünyanın en güçlü donanmalarına kafa tutan süper bir güç olarak tarih sahnesinde yerini almıştı. Bu güçlü medeniyet 17. Yüzyılda gücünü arttırarak Kuzey Amerika'dan başlayıp dünyanın hemen hemen her bölgesinde koloniler kurmaya ve farklı coğrafyalardaki ülkelerin yönetimlerinde söz sahibi olmaya başlamıştı. Bu kaçınılmaz süreç 20. yüzyılın başlarında Hindistan, Kuzey Amerika, Ortadoğu, Avustralya ve Afrika ülkelerini de kapsayan yaklaşık 36 milyon kilometrekarelik bir coğrafyayı ve yaklaşık 460 milyon insanı etkisi altına alan esrarengiz bir siyasi yapının oluşmasına dek devam etmişti. En basit anlatımla, bu veriler İngilizlerin dünyanın dörtte birini egemenliği altına aldığını göstermekteydi.

Dünya çapında yürüttükleri sömürgecilik siyaseti İngilizlere bir taraftan ekonomi alanında büyük zenginlikler bahşederken diğer taraftan sosyal ve kültürel alanda daha büyük bir güç kazandırmaktaydı. Kendi kendilerini yönetmekten aciz ülkelerin yönetim mekanizmalarını yönlendiren ve yıllarca yönetimde söz sahibi olan İngilizler dünyanın hemen hemen her coğrafyasında dil ve kültürlerini yaygın duruma getirerek büyük bir şöhrete ve başarıya imza atmıştı.

YENİ BİR SÖMÜRGE HAREKETİ

İngiliz kültürü dünyanın birçok ülkesinde yaygınlaştırılmış, İngiliz dili en yaygın iletişim dili haline gelmişti. Bilimsel eserlerin vazgeçilmez yazım dili İngilizce olmuş, İngilizce öğretimi başta sömürge ülkeleri olmak üzere tüm dünya ülkelerinde zorunlu müfredat programlarına dahil edilmişti. Kolonileşme sonrasında dil endüstrisi İngiltere'nin en büyük gelir kaynağı haline gelmiş, başta önemli üniversiteler olmak üzere, birçok kuruluş gerek sundukları kitap ve yayınlarla, gerekse dil okulları ve yaz kamplarıyla dev bir endüstrinin oluşmasına katkı sağlamıştı.

Üzerinde en çok durmamız gereken konu hiç şüphesiz dünyada yaşayan tüm insanları etkisi altına alan İngiliz kültür emperyalizminin hangi alanı kullanarak bu noktaya ulaştığıdır. İşte bu alan eğitim alanıydı. Yüzyıllar içinde oluşan sömürge siyaseti İngilizlerin kültür ve dillerini tüm dünyada yaygın hale getirmelerini sağlayan geniş bir alt yapıyı teşkil ediyordu. Yüzlerce yıllık bu emeğin meyvesi olan yeni projeyi hayata geçirmek için izlenmesi gereken en önemli yol eğitim alanında gerekli adımları atmaktı.

Eğitim ve bilim alanında gerçekleştirilen atılımlar başta Avrupa ülkeleri olmak üzere diğer gelişmiş dünya ülkelerine örnek teşkil etmiş olsa da, bu alanda yapılan en büyük reform yine İngilizler tarafından 1944 yılında ilan edilen "Education Act" başlıklı Eğitimde Reform Kanunu idi. Daha önceki Fisher (1918), Hadow (1926) ve Spens (1938) reformlarını bir araya toplayan "Education Act" ile sosyal ve ekonomik anlamda tüm bireylere eşit yaklaşılmasını sağlayan, demokratik, parasız ve zorunlu eğitim sistemi ülke çapında kabul edilmişti. . Günümüzde hala geçerliliğini koruyan ve bireyin ilgi ve becerilerine göre yönlendirilmesini sağlayan "Streaming" adı verilen sistem ile bireylere daha küçük yaşlardan itibaren başarı ve kabiliyet düzeylerine göre çeşitlilik ve seviyelendirme imkanı sağlanmaktaydı. Bu sistem başta gelişmiş ülkeler olma üzere tüm dünyada model alınmıştı.

BU SÖMÜRÜDEN KURTULMAK MÜMKÜN MÜ?

Dünyanın dört bir yanında insanlar İngilizce öğrenmek için zaman harcarken İngilizce konuşulan ülkelerde böyle bir zaman israfı olmadığından bilimsel çalışmalara daha fazla zaman ayrılmakta, her alanda daha fazla ilerleme kaydedilmektedir. Üstelik İngilizce dili sadece bir yabancı dil olarak okutulmamakta, daha da ileri gidilerek eğitim dili tamamen İngilizce'ye dönüştürülmektedir. İngilizce'nin daha iyi öğretilmesi için müfredat programındaki Matematik, Fen Bilimleri, Tarih, Coğrafya gibi derslerin dahi İngilizce olarak öğretilmesini benimseyen bu zihniyet sayesinde birçok okulda eğitim ve öğretim dili İngilizce olmuş, öğretmenler kendi ana dillerini bir kenara koyarak öğrencilerine dersleri İngilizce olarak öğretmeye başlamıştır.

Ülkemizde eğitim dili İngilizce olan üniversiteler, kolejler var. İnsanlar konuşurken İngilizce terimler kullanmayı bir marifet sayıyor, işyerlerine İngilizce isim koymak için birbirleriyle yarışıyorlar. Şimdilerde ise pilot okullarda beşinci sınıf düzeyinde yoğunlaştırılmış İngilizce programları uygulanmaya başlandı. Bu kadar zaman, emek ve para harcadığımız ve buna rağmen başarı oranımızın düşük olduğu İngilizce dersi konusunu Milli Eğitim Bakanlığımızın yeniden masaya yatırmasını ve gerekli önlemlerin alınmasını temenni ediyoruz. Aksi takdirde ne bu küresel sömürü mekanizmasından ne de kaynaklarımızı boş yere kullanmaktan kurtulabileceğiz. Boşa zaman geçirmek yerine eğitim sistemimizi bilim, teknoloji, edebiyat ve sanat gibi alanlar üzerinde inşa etmemiz daha doğru olacaktır.

 
Etiketler: Madalyonun, arka, yüzü,
Yorumlar
Haber Yazılımı