301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
15 Mart 2019 - Cuma 15:22
 
Martla Gelenler
Dr. Mine Kılavuz Ongün
 
 

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

8 Mart 1857'de Newyork'taki bir dokuma fabrikasında grev yapan kadın işçiler fabrikaya kilitlenir. Bu arada çıkan yangında işçilerin 129 u ölür. Bu tarih, 1911 yılından beri, emekçi kadınların haksızlıklarla mücadelesinin günü olarak kutlanmakta. Emekçi kadınların en güzel örneği, Kurtuluş Savaşında görülür. Kadın, bu istiklal mücadelesinin baş aktörlerindendir. Emek ve yüreğini ortaya koyduğu bu savaşın sonunda bağımsız yaşama hakkını olduğu kadar, seçme-seçilme hakkını da elde etti. Kadının töre, ekonomik ve sosyal sebeplerle olumsuzluklara maruz kalması halen acı bir gerçekken, esasen Cumhuriyet ve devrimler ona hak ettiği imkan ve değeri vermiştir.

 "Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır. ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım."  Mustafa Kemal Atatürk

14 MART TIP BAYRAMINDA 100.YIL

Tıp Bayramı, ülkemize özgü bir kutlamadır.

İlk cerrahhanenin kurulması,  Şehzadebaşı'daki Tulumbacıbaşı Konağı'nda Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adıyla Türkiye'de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilir. İlk Tıp Bayramı da, okulun kuruluş yıldönümü olan 14 Mart 1919'da, işgal altındaki İstanbul'da tıp öğrencileri tarafından kutlanmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrası 1918'de İngiliz askerlerince İstanbul'un işgali sırasında karargah olarak kullanmak üzere, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'ye el konulmuştu. Bunu içlerine sindiremeyen tıp öğrencileri toplandılar. Bu toplantının modern tıp okulunun açılışının 92. yıl dönümünü kutlamak amacıyla gerçekleştirildiği bildirilmişti. Toplantı öncesi tıp okulu binasının iki kulesi arasına büyük bir Türk bayrağı asıldı. Toplantıda modern tıp eğitiminin başlangıcı kutlandı ve İstanbul'un işgali protesto edildi. Bunun üzerine İngiliz askerleri toplantıyı şiddet kullanarak dağıttı, çok sayıda tıp öğrencisi tutuklandı. 14 Mart 1919 yurtsever tıp öğrencilerinin antiemperyalist mücadelenin simgesidir.

Tıbbiyelilerin bu davranışları milli mücadelede büyük önem taşımaktadır.1921'de İstanbul tıbbiyesi hiç mezun vermemiştir.Çünkü 1921 'de mezun olması gereken sınıfın tamamı,,1915 yılında Çanakkale 'de şehit oldu. İşte bu yüzden, "Tıbbiyelilikte bir vatanseverlik ve vatana sahip çıkma kokusu vardır!" der Mümtaz Soysal.

18 MART ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ

Üzerine destanlar yazılan, türküler yakılan, hikayeler anlatılan haklı gururlu büyük zafer, yine Mart Ayına rastlar. O büyük ve zorlu mücadele, dünyayı şaşırtmakla kalmamış, Dünya Savaşının da yönünü değiştirmiş, hatta ülkelerin yönetim biçimlerinin değişmesinde etkili olmuştur. Destanı kanıyla yazıp toprağa düşerken Mehmetçik, zaferin simgesi ve kahramanı oldu. Bu savaş vahşetin olduğu kadar, hümanizmin de büyük izlerini taşır. Savaş sırasında yaşanan hikayeler ve sonrasında toprağa düşen düşman askerlerine gösterilen ihtimam, bunun en güzel göstergesidir.

Bir yanda dünyanın o güne kadar görmediği en büyük donanma,  diğer tarafta  yine  bazıları  o güne kadar deniz bile görmemiş ve sayıca  düşman donanmasından kat be kat az  Anadolu'nun çocukları düşünülürse zaferin ne  kadar değerli olduğu daha iyi anlaşılır.Bu zafer, ordumuzun  kahramanlığının ve Mustafa Kemal'in askeri dehasının Türk ve dünya kamuoyu tarafından  kabul edilmesi bakımından da önemlidir.Akif'in o muazzam şiirinde çizdiği  manzara, Çanakkale Savaşlarını anlatan en güzel dizelerdir .İşte küçük bir bölüm:

….."Eski dünya, yeni dünya, bütün akvam-ı beşer

Kaynıyor kum gibi, tufan gibi,mahşer mi, hakikat mahşer

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk,

 Sade bir hadise var ortada; vahşetler denk

 Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela

Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ! "

MART DOKUZU (21 Mart Nevruz)

Takvim yaprakları Mart Ayını gösterirken, kazma kürek yaktıran bu aydan biraz korkulmuştur. Yine de Mart Ayına haksızlık yapmayalım. Koskocaman bir kıştan çıkılmıştır ve Kış bizi bir günde terk etmeyecektir. Martla beraber yavaş yavaş baharı çağıracak, hükmünü ona bırakacaktır. İşte bu ay bize bir bayram armağan edecektir: Doğanın uyanışının, yeniden canlanışının bayramını…

"Bedhrem " sözcüğü Kaşgarlı Mahmud'un Divan-ı Lügatüt Türk 'ünde, sevinme, gülme, bir yerin ışıklarla bezenmesi ve orada eğlenilmesi olarak geçer. Nevroz da adeta doğan yeniden uyanışını kutlayan bayramın adıdır, renklerin canlanışının coşkuyla dile getirilmesidir.

Artık,yeşil  gözlü bir kızdır doğa,sarı saçlı bir çocuk,masmavi bir deniz,kırmızı  bir gelincik…Yeşile dönerken tarlalar,bahçeler; kurdun kuşun sevinç çığlığıdır Nevruz…Ve ahenkli bir nota dizilişidir kuşların cıvıltısında,görkemli yağmurların sesinde….

 Ayın  ortaları olan (21  Mart) Nevruz,Gün Dönümü,Yenigün  gibi  isimlerle anılmış ve Hun  Hükümdarı  Metehan zamanından beri kutlanagelmiştir… Nevroz Farsça  bir sözcük ve "yeni gün" anlamına gelmekte.. Gece ile gündüzün eşit olduğu, gün dönümü olarak da biliniyor.. İlkbaharın geldiği 21 Mart gününe tekabül eder, bu da Rumi Takvime göre Mart'ın Dokuzudur.  Bu yüzden , Mart Dokuzu diye  de adlandırılır.Anadolu'da "Sultan_ı  Nevruz",, "Mart Bozumu" olarak da isimlendirilir.

.Nevruz birçok ülkede değişik şekillerde kutlanırken; ülkemizin de değişik yörelerinde farklı farklı kutlamalarla dile gelir.

 Nevrozla ilgili çeşitli gelenekler var. Mesela "Mart İpliği"  denilen uygulamada,21 Mart 'da havalar ısındığı için, ağaçların güneşten etkilenmemesi için, dallarına ip bağlanır.

Bazı yörelerde, 21 Mart günü sabah erken kalkılır, mezarlık ziyareti yapılır, niyet tutulur. Niyetlenecek kişi mezarlardan birer taş alarak kırka tamamlar. Bir torbaya doldurup evinin duvarına asar ve bu arada bir niyet tutar. Bir yıl sonra torbaya baktığında taşlar kırk bir olmuşsa niyetinin gerçekleşeceğine inanır. Bir daha ki Mart Dokuzunda taşlar iade edilir.

Ateşler yakılıp dilek tutularak bu ateşin üzerinden atlanır. Küçük çocuklara boyalı yumurtalar verilir.

Gençler şarkılar söyleyerek eğlenirler hatta kapı kapı gezerek hediye toplarlar. Hatta gençler bir dilek tutarak komşuların kapı veya bacalarını gizlice dinlerler. Duydukları iyi veya kötü şeylere göre, dileklerinin olup olmayacağını, o yılın nasıl geçeceğini yorumlarlar.

Nevroza Osmanlı zamanında da çok önem verilmiştir. Derler ki, Saray hekimbaşları tarafından hazırlanan çeşitli baharatlardan yapılmış macunlar, kapaklı kaselere konur, günün hangi saatinde yeneceği de üzerine not olarak yazılırdı. Bu Nevroziye Macununun hastalıklardan koruduğuna inanılırdı. .  Nevroz Müneccimbaşı padişaha yeni takvimi sunar ve "Nevroziye Bahşişi" ni alırdı.

Bahsi edilen macun, halen Manisa'da Mesir Macunu olarak bilinmekte ve 21 Mart'ta mesir Macunu Şenlikleri yapılmakta.

Nevrozla ilgili bazı rivayetler de var tabi:

Mesela Dünyanın yaratıldığı gün, Nuh Peygamberin gemisinin karaya oturduğu gün, Yunus Peygamberin balığın karnından kurtulduğu gün gibi.

Nevruz bu kadar coşkulu kutlanırken, ozanların, şairlerin anlatımında bir başka boyut kazanır.

İşte Babür Şah'tan bir alıntı:

Evvel bahar oldu açıldı güller,

Nağmesaz olmuştur bütün bülbüller,

Yüz göstermiş bize lâle sümbüller

Nevruz bayramınız mübarek olsun.

Bakın âsumâna nûrlar saçıyor,

Arzdaki çemenzâr çiçek açıyor,

Cümle âlem gamı atıp kaçıyor

Nevruz bayramınız mübarek olsun.

Bir arada şükür nice kardeşler

Kurulmuş sofralar, kaynıyor aşlar,

Gülçehre sâkiler dönrürür başlar,

Nevruz bayramınız mübarek olsun.

Şükrü Baba, hamd et erdik bu deme,

Gönüller girmiştir bagı ireme,

Verilmiş zevk ile safa Âdeme

Nevruz bayramınız mübarek olsun.

 
Etiketler: Martla, Gelenler, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı