Yazı Detayı
03 Aralık 2018 - Pazartesi 13:20
 
Nefessiz kalan kent
Erdem Yavuz Ekici
 
 

Ülkemizde 1950'li yıllardan bu yana köyden, kente doğru çok yoğun ve sürekli bir göç hareketi başlamıştır. Bu sürecin yanında ortaya çıkan kentleşme sağlıklı kentleşme olmayıp, imar planları dahilinde olmadan ortaya çıkan çarpık bir kentleşmedir.  Bunun sonucunda şehirlerin etrafı hukuki olmayan, sağlıksız, estetik ve alt yapıdan yoksun bir gecekondu ağıyla sarılmıştır.

Şehrimizde yaşanan 2011 depremlerinden sonra, yapılaşma daha bir yoğunluk kazanmıştır, yıkılan binaların yerine "kentsel dönüşüm" kapsamında yeni binalar yapılmakta bazı gecekondu bölgeleri de kentsel dönüşüm kapsamına alınarak, altyapısı ve estetiği olmayan bu gecekonduların yerine gösterişli binalar inşaat firmaları veya TOKİ tarafından inşa edilmektedir.

İnşaat şirketleri veya TOKİ tarafından kentsel dönüşüm kapsamında yeniden inşa edilen binaların ne derece kent planlarına ve kent bütünlüğüne uygun yapıldığı büyük bir tartışma konusudur. Nitekim bu binalar inşa edilirken, bölgenin deprem bölgesi olduğu, eski imar planları dahilinde, nüfus artışı gözetilmeksizin yapılan cadde ve sokakların yetersiz kalması, ortak alanların ve sosyal alanların daralması, otopark sorunları nedeniyle , cadde ve sokakların da çift taraflı otoparklar haline dönüşmesi  nedeniyle trafik sıkışıklığı yaşanmakta, kaldırımlar adeta otopark olarak kullanılmaktadır.

Bir Alman Atasözü der ki;  "Stadtluftmacht Man frei" ( Kent insanı özgür kılar.) Tarihsel süreç içerisinde kentler insanı özgür kılan yegane yerleşim birimi olarak kabul edilmiştir. Kentler demokrasi bilincinin yerleşmesinde etkili olan öncüllerden biri, kişinin kendinin kente ait olduğunu bilmesi bir diğeri ise kentin geleceğinde söz sahibi olduğunun bilincinde olmasıdır.

Hal böyleyken; yukarıda belirtilen şartlar dahilinde, içinde sıkışıp kalmış olduğumuz kentlerde, oto parklaştırılmış ve işportacılar tarafından işgal edilmiş kaldırımlarda yürürken, heyula binalar birer birer üzerimizde yükselirken, deprem korkusunu henüz atlatmamışken kat yükseklikleri her gün artan heybetli yapılar artarken, sosyal alanlarımız daralırken, yaya yolları ve bisiklet yollarının esamesinden bile bahsedilmezken kentlerdeki özgürlüğümüzden de bahsedilmeyeceği aşikardır.

Bir Fransız düşünüre göre kültür; her şey unutulduğun zaman belleklerde ne kalıyorsa ona verilen isimdir. Bu bağlamda kent kültüründen ne anlamak gerekir?  Kuşkusuz ki tarihin ve doğanın bırakmış olduğu birikimi, bu birikim kentin kültürüdür. İlimizde tarihi yapılarımız, doğal güzelliklerimiz ülkemizde ki bir çok şehre oranla daha fazladır. Fakat bu tarihi yapılara ve doğal güzelliklere maalesef bir marka değeri kazandırılmış değildir. Yapılaşma çılgınlığı içerisinde tarihi ve doğal güzelliklerimiz bir an önce tedbir alınmazsa eriyip gidecek kent kimliğimiz ve kültürümüzü yitirirken farkına bile varmamış olacağız.

Gelecek kuşaklara kimlikli bir kent bırakmak istiyorsak bir an önce harekete geçmeli liberal ekonominin tuzağında ki kentimizi yapılaşma çılgınlığından kurtararak estetik bir yapıya büründürmeli, kentsek politika ve sürdürülebilirlik ilkeleri içerisinde şehrimizi yeniden imar etmeliyiz. Bunun için de kentin geleceğinde söz sahibi olan kent meclislerine önem vermeli bireylerin kentin geleceğinde söz sahibi olmasını sağlamalıyız.

 
Etiketler: Nefessiz, kalan, kent,
Yorumlar
Haber Yazılımı