Yazı Detayı
02 Aralık 2018 - Pazar 12:21
 
'Senin Annen Bir Melekti Yavrum'
Dr. Yağmur Erim Köse
 
 

Ahh Yeşilçam filmleri… Çocukluğumun en güzel günleri… O zamanlar dizi dünyası bu kadar gelişmemiş tabii. Ne her akşam robot gibi izlemeye programlandığımız bir dizimiz var, ne de her akşam izlememize izin verilen bir televizyon. Hafta sonları açılan televizyonda da şimdiki gibi kin, nefret, cinayet, entrika, göz yaşı sel olmuyor. En fazla turşu suyunun iyisi limonlamı yoksa sirkeylemi olur diye anlaşamayıp boşanan rahmetli Münir Özkul'la rahmetli Adile Naşit'in çocuklarına ağlıyoruz. Yaşanan duygular o kadar masum ve içten ki, 'size baba diyebilir miyim amca' dan'senin annen bir melekti yavrum' a kadar havada uçuşan sinema replikleri en güçlümüzün bile kirpiklerinin ıslanmasına yetiyor. Ama sonunda ya öldü sanılan anneler çıkıp geliyor, ya da amca sanılan gerçekten baba çıkıyor. Gülerek yatağa gitmek garanti yani.

Türkan Şoray, Filiz Akın, Cüneyt Arkın, Ediz Hun, Kartal Tibet rahmetli Tarık Akan ve tabi ki canım İnek Şaban (rahmetli Kemal Sunal)…..daha niceleri evimizin en ağır misafirleriydi. Canım annem mısır patlatır, kestane pişirir, portakal soyar o akşamki mutluluğumuzu ikiye katlardı. Birgün annem rengi hafif yanık, kavrulmuş kokusuyla mis gibi kokan buğday taneleri koydu tabaklara. Sanırım 8 yaşlarındaydım. Sıcacık çerezden bir avuç dolusu aldım. 'Bu nedir anne?' dedim. 'Kavurga, Van' dan babaannen getirmiş' dedi. O zamana kadar hiç görmediğim kavurgaya yer yemez aşık oldum. İçinde sonradan adının çedene olduğunu öğrendiğim tohumları özenle çiğner, ertesi güne kalan kavurgaları ceplerime doldururdum. Yıllar yılları kovaladı kavurga da tıpkı çocukluğum gibi hafızamın en derin en güzel köşesinde hatıra olarak kaldı. Taki geçen sene Van' da düzenlenen tarım, hayvancılık ve gıda fuarına kadar. Oldukça renkli geçen fuarda eşimle birbirinden lezzetli yöresel ürünlerin tanıtıldığı stantlarda geziyorduk. Birden Van Büyükşehir Belediyesinin standı üzerinde bana bakan bir çift göz farkettim. Yavaş yavaş yanına kadar sokuldum. 'Merhaba Yağmur ne kadar da büyümüşsün, beni tanımadın mı yoksa' dedi. O an kulaklarımda çocukluğumun sinema replikleri bas bas bağırıyor, bir yandan Vecihi helikopteriyle sevdiceğinin evini adeta başına yıkıyor, bir yandan Hababam Sınıfı yine Mahmut Hocadan gem vuruyor…Küçük poşetlere özenle yerleştirilmiş üstelik içinde çedene tohumları da olan kavurga poşetlerine dolu dolu gözlerimle bakıyorum. Stantta görevli hanımefendinin istediğiniz kadar alabilirsiniz sesiyle birden ürperdim.Büyük ihtimalle beni deli sandı, kavurgalarla konuşan ve ağlayan kadın…..

O günden sonra kavurgayla ilgili araştırmalarımda sürer oldu. Meğer benim İstanbul' da geçen çocukluk hatıralarımı gizlediğim kavurgaya, ninelerim, dedelerim, hemşerilerim soğuk kış gecelerinin uzun sohbetlerini saklar olmuş, öğrencilerin ceplerine doldurup okula götürdüğü azığı, dağlardaki çobanın yol arkadaşı olmuş.  Sarıkamış'ta şehit düşen atamın ise son lokması olmuş.

Kış aylarının uzun ve sert geçtiği Doğu Anadolu Bölgelerinde kavurganın daha çok tüketildiği bilinmekte. Bunun başlıca nedenleri arasında içerdiği yüksek protein miktarı sayesinde hem uzun süre tokluk vermesi hem de vücut ısısını yüksek seviyede tutması yer alıyor. Mide ve bağırsak hastalıklarının tedavisine yardımcı olması, beden ve zihin yorgunluğunu azaltması, özellikle kış aylarında çok sık görülen solunum yolu hastalıklarının tedavisinde alternatif bir yardımcı olması, göğsü yumuşatması, kan dolaşımını hızlandırması en çok bilinen faydaları arasında.

Günümüzde ellerinden paket paket cipsleri düşürmeyen çocuklarımızı bu yöresel çerezimizle muhakkak tanıştırmalıyız. Sinema salonlarında bol yağlı ve tuzlu tüketilen patlamış mısır geleneğini bir kenara kaldırıp, avuç avuç çedeneli kavurga yemenin zevkini çıkarmalıyız. Unutulmuş lezzetleri hatırladıkça, hastalıkları yolcu edeceğimiz günler yakındır. Sağlıkla kalın…

 
Etiketler: 'Senin, Annen, Bir, Melekti, Yavrum',
Yorumlar
Haber Yazılımı