Yazı Detayı
06 Şubat 2018 - Salı 17:32
 
Van Beylerinin Şatosu Hoşap Kalesi
Ümran Öztürk
 
 

İlk kez bu coğrafyaya yolu düşenin  şaşkınlıkla ve hayranlıkla izlediği bir kaledir Hoşap Kalesi. Zira uçsuz bucaksız çorak ve engebeli bir arazide sanki  o yol üzerinde unutulmuş da birden önünüze çıkan masallardaki şato gibidir Hoşap Kalesi. Van- Hakkari yolunda karşılaşabileceğiniz bölgenin en dikkat çeken  en güzel, en muhteşem, en olağanüstü  yapılarından birisidir.

O kadar heybetlidir ki, ilk gördüğünüzde bu kaleye kayanın  yontularak  şekil verildiğini sanırsınız. Efsaneye göre, Hoşap Kalesi gibi muhteşem bir kaleyi inşa eden mimarın  o dönemin geleneğine göre böyle muhteşem, başka bir kale daha yapamasın diye elleri kesilmiş.

Mimarına armağanı olan iki kesik eldir  Hoşap Kalesi…

Taşlarla yazıldığı, surlarla çevrili  Hoşap Suyu'nun kuzeybatısında sarp ve dik bir kaya kütlesi üzerine kurulan Hoşap Kalesi iç kale ve dış kaleden oluşmaktadır

 İlk görüşte kaleden çok bir şatoyu çağrıştırmaktadır. Kale olarak anılsa da Doğu beylerinin şatosu olarak tarihe geçmiştir Hoşap Kalesi.

Eylül ayında Van ziyaretimizde   Hoşap Kalesine uğradım. Benim bu kaleyi üçüncü gezişimdi. Bu kez kalede Van Yüzüncü Yıl üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Top, başkanlığında başlatılan Sanat Tarihi öğrencilerinin de yürüttüğü çalışmalarıyla karşılaştık. Sn. Mehmet Top o an için orada yoktu kendisine asistanlık yapan öğrencileri Özlem Meydan ve Sinan Belge ile söyleştik.  Bizlere kaleyi gezdiren öğrenciler kazı esnasında çıkan yüzyıllar öncesi topraktan yapılan, mutfak araç gereci olarak kullanılan kapları , çanakları göstererek tarihi bilgileri de bir bir anlattılar. Şu an kazılarda çıkan buluntuların laboratuarda incelemede olduğunu da Yrd. Doç. Dr. Sayın Mehmet Top'tan öğreniyoruz.

Kazıda  görevli öğrencilerden  Özlem ve Sinan  bize tarihi bilgileri de aktararak rehberlik ettiler. Kale içinde bulunan bölümleri gezdirirken, dış kalenin içinde gözetleme kulesi ve köy evlerinin yer aldığını, kalenin eteklerinde kurulan köyün içinde de türbe ve medrese bulunduğunu söylemişlerdi. İç kalede ise cami, fırın, hamam, seyir köşkü, selamlık,harem, zindanları ile tam bir saray teşkilatı oluşturulmuş olduğuna şahit olmuştuk. Mehmet Top hocamızın söylemine göre "Hoşap Kalesinin her ne kadar Urartular dönemine dayandığı söylense de şimdiye kadar bulunan  bulgular bize Osmanlı döneminde inşa edilen bir kale olduğunu göstermekteydi.

Kalenin orijinal demir kapı kanatlarının hala işlevini sürdürmekte olduğunu, kalenin güvenliğinin  ise korucular tarafından sağlandığını öğreniyorduk.

Yine bize rehberlik eden asistan öğrenci Özlem Meydan kazılar esnasında buluntulara ilişkin bilgiler aktarıyordu.

Yapılan arkeolojik kazılarda küpler  içerisinde 250 yıl öncesine ait otlu peynirlerin    yere gömülmek suretiyle  saklandığını kazı esnasında da biri kırık diğer 3 küpün ağzının çamurla sıvalı şekilde  bulunduğunu söylediğinde heyecanlanmıştık. Peynirlerin kireçleşmiş ve tortulaşmış halde bulunduğunu  hayretler içerisinde kalarak dinlerken bize, Van kahvaltısının vazgeçilmez tatlarından biri olan otlu peynirin  tarihinin çok eskilere dayandığını , hangi otları kullandıkları hakkında da önemli ipuçları verdiğini  vurgulamışlardı. Karpuz yiyerek fotoğraf çektirdiğimiz öğrencilerden  branşları ile ilgili çalışma ortamında olmaktan son derece keyif aldıklarını eğitimlerini yüksek lisans ve doktora yaparak perçinlemek istediklerini  dinlerken onlar kadar mutlu oluyorduk, konuştuğumuz yöre  gençleri de restorasyon ve kazı çalışmalarında geçici olarak çalıştıklarını söylediler. Böylelikle işsiz gençlere de bu kazı sayesinde iş kapısı açılmıştı.

Her patikada bir tarih, her basamakta ,her kemerde ve her duvar nişinde bir sanata rastlarsınız bu kalede.  Pencere  üstlerinın ve kenarlıklarının etrafını çeviren geniş bordür, yüksek kabartma olarak görülen geometrik bir bezeme çeşidi olan zarif oyma sanatı mukarnas işlemeleri  binlerce yıla rağmen şıklığıyla yer yer silikte olsa izlerini korumakta.

Çok eski zamandan bu yana mimaride bir öğe olarak kullanılan nişler duvar süslemeleri arasında hem işlevsel hem de görsel olarak önemli bir yere sahiptir. 

Duvarlardaki bu nişler eskiden kandil yakılan yer olarak kullanıldığı gibi, değerli objelerin görsel sunumu içinde kullanılırmış.

Bu yoldan geçen herkesin en az  1 saatini ayırıp kaleyi gezmelerini, bol bol fotoğraf çekmelerini bu bakir doğayı tarihin  rüzgarına kapılıp izlemelerini öneririm.

Kendini Hoşap Kalesine adayan kazılarla branşına büyük bir ivme kazandıran , kendisinden söyleşi sözü aldığım Van Yüzüncü Yıl üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Top hocamızın  çalışmalarını yakından takip ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.

 
Etiketler: Van, Beylerinin, Şatosu, Hoşap, Kalesi,
Yorumlar
Diğer Yazılar
İlk Aşk Mektubunun Öyküsü
Mahallemizin kadınları sinema yapıyor
Gürpınar’da küçük bir kahvehane
Acımasız hırsız zaman
Vefa yaşarken gösterilmeli
Vahşi Kentleşme
Satsuma mandalinasının tarihi
Başka Van Gölü yok!!!
Maddeye düşünceyi katan dost
Çalma! Üret!
Çiğ damlasından yoğurda yolculuk
Fesleğen kokusundan reyhan şerbetine
Ben beyazı sende seviyorum
Hevsel Bahçeleri
Göç Yollarında Münizar ve Behiye
Aşkın ağacı ıhlamur ve çınar İskele Caddesi’nde
Başkaldırı ve İsyanın Dansı Tango
Taşların Sırrı
Sakız Sardunyalı Cumbalı Evler
Çemberimde gül oya
İki yürek arasında yolculuk
Vazgeçişlerin son sözüdür elveda
BEN AYRILIKLARI EZBERLEDİM
Doğusuyla batısıyla biz olmak
Kırık Kalplerin Sözcüsü Kahraman Tazeoğlu Yazarımız Ümran Öztürk'e konuştu: Aşktan Besleniyorum
Elbette Kadın'da gülecek
Kardeşliğin diğer adıdır lise arkadaşlığı…
Kirazın ve boncuğun buluştuğu masal köy
Hüzün şehri Van'da değişim rüzgarları
İzmir'de 2 Nisan Heyecanı
Göç yollarından bugüne
Bitmeyen hüznün diyarı Van…
Bugün bir çocuğu tiyatroya götürün
Bir Kadının Objektifinden: İplik Hayatlar
Zamana ince bir ayar çekmek
Hiçlik
Van kızı, şarkıların kadife sesi Melihat Gülses'le söyleşi
2 Nisan'da İzmir'de Van Rüzgârı Esecek
Önce birbirimizi sevmekle başlayalım
Zamanı unutturan renk
Kadının zerafeti, erkeğin cesareti
Masal köyün kraliçesi
6284 Kadınların Şifresi
Aynı gözlerle farklı coğrafyaları izlemek
Çarşılar ve kadınlar
Taner Barlas ile sohbet
Her seçim bir vazgeçiştir…
Gürpınar'da zamanın ruhu
PENCERELER, KAPILAR VE KÖPRÜLER
VAN'A GİDECEĞİM İÇİN HEYECANLANIYORUM
Leyla'dan sonra
Üzerlik
Bir yağmur damlası olmaktı niyetim
Bir fotoğrafın hikayesi
Ayla
Bir başkadır benim memleketim
Zirveden notlar
İnsan doğduğu yerin cıvasıdır
Gündüz Seyranlık Gece Gerdanlık
Kadının özgürlük çığlığı erbane
ONU KENDİN İÇİN AFFET
Ensestin neresindeyiz?
Radyolu günlerimiz
Sardunya kokulu sabahlar
Özgür bir ruh kendi güneşiyle ısınır
Begonvilli sokaklar
Savat; duyguları motiflerle anlatma sanatı
80. Yılında Vansesi Gazetesi
Çıplak ayaklı çocuklar
Korkuyu aşarsan bitkisel hayattan çıkarsın…
Güneş doğudan yükselir
O çocuksu gülüşümüz bayramlarda kaldı…
Müzik değişince dans değişir
İlkbaharda usul usul yürü; toprak ana hamiledir…
Bir Şehit verilecekmiş sen ol Aybüke
Hoş geldin hüzün, merhaba aşk…
Normalleşen Anormallikler
Bizi esir alan duygusal kapitalizm
Anneme Mektup
"ERKEK OLMAK DAHA ZOR"
HÜZNÜN KOKUSU SAHAFLAR
Bir şehri sevmek, aşka sebep aramaktır
Umuda elveda demeyenlerin öyküsü
Vivaldi'nin İlk Mevsimi
Böyle Olur Vanlıların Şöleni
Babamla aramızdaki küçük replikler
Hoşça kal
Hazan ve zaman
Kadına Dair... Oğluma Öğüdümdür
Onu güneşin doğuşunda göreceksiniz
Yeni bir sayfada başlar hayat
Kitapların büyülü yolculuğundaki kadın
Bir doğa olayıdır çıkar gelir aşk
Kahve kokusuna eşlik edendir huzurun kokusu…
Annemin kara kaplı defteri
Şiirin gizli öznesi aşk
İki dil bir bavul
Geçmişinin gölgesidir çocukluk arkadaşın
Yeni umutlara selam olsun
Kadın, Yağmur Ve Hüzün
Dokunarak sevelim
Sevgide çoğalmak
Gelecek, hayal edilen bir şimdidir
Gürpınar'da zamanın ruhu
Aşk tutsaklık, sevgi kutsallık mı?
Gözyaşı ve kahkahası birbirine karışır çocuğun
Gülüşünde Mayınlar Patlatırken, Ansızın Ağlayandır Çocuk
Şiir gibi gülümseyen insanlara merhaba
Haber Yazılımı