301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
27 Aralık 2018 - Perşembe 14:29
 
Yaşasın!
Ömür Karakaya
omrkrkyat@gmail.com
 
 

Saatler birbirini kovalıyor, zaman yelkovana gebe, sokaklar dilsiz ve ben hiç tanımadığım bir şehirde yapayalnız şekilde dolanıyorum. Takvimler hız semptomlarını elinde biriktirmiş birer pompa rolüne bürünmüş içine almak istediği binlerce benim gibi sokak avcısı peşindeydi. Şehir soğuk kar tanelerini yutup mevsim, rüzgarlarını yüzüme yüzüme vuruyordu. Ben yapayalnız bir şekilde yürüyordum yeni mabedime doğru, kimseleri tanımadan asilce ve de yorgun. Nereye gideceğimi biliyordum ama tanışacağım yeni bedenler yeni yüzler yeni sohbetler yeni insanlar yeni mevzular beni heyecanlandırıyordu. Hepimiz bu duruma aşinayız. Herkes kendine göre ayrı bir hikayenin kahramanıdır, bazen pos bıyıklı bi adam olur kahraman, bazen bir trans, bazen bir imam bazen de atlar ama olur işte bir kahraman. Bende kendi hikayeme bir kahraman aramak için sabırsızlanıyorum, bir yokuş tarifi gibi uğurluyorum kendimi hikayeye sonra pusulasız bir müneccim oluyorum bu hep böyle devam ediyor.

Gözükecek bi uzak olmadığı halde uzaklara bakıyorum yeni mabedimde, herkes yorgun herkes bir şeylerden kaçmış geceye sığınmıştı bu handa. Yanımda iki birbirinden uzak yabancıda olaya dahil tabiki de. Selamün aleyküm arkadaşlar ben Selçuk dedim. Ardından tüm yalnızlar gibi baştan başlayıp hayatımı anlatacaktım ve bu hikayede sadece işe yaramaz bir figüran olduğumu belirtecektim ama kubbe deliğinden sızan ay ışığı beni engelledi yani maruz kaldım ona, zaten hayatımda hep maruz kalırım ben bir şeylere.

Aleyküm selam dedi sol yataktaki arkadaş bende Murat. Ardından sağ yataktaki şahıs merhaba bende Serhat dedi. Eyvallah diyip memnun oldum demeyi unutmadım. Herşeye eyvallah demeyi bilmeli insan diye düşündüm o arada mesela bana senin sıfatına dese ona da eyvallah derim. Oturup sohbet etmeye başladık herhalde ayı taşa vurdum kubbeyi arkama aldım gözümü de yummuşum o karambolde. Murat, Yozgatlı bi arkadaş Serhat, Vanlı bir arkadaş ben deniz ise İzmirli. Birbirimize çok uzak farklı kültürden gelmiş üç kişiydik ve aynı odayı paylaşacaz. Öğrenciliğin en sevdiğim yanı da budur hiç tanımadığın bilmediğin senden kilometrelerce uzak bir kişi ile aynı havayı paylaşacaksınız onu da geç aynı manzarayı seyredeceksiniz. Bu aslında muazzam bir durum çoğumuz farkında değiliz ama öyle. Günler bizi zamanın kıvrımına alıp bir yerlere götürüyordu ben ise hep kubbeden sızan ışığa maruz kalıyordum, Serhat ile Murat aslında aynı kaderi paylaşan iki ayrı hikaye kahramanıydı. Biri 2007 yılında abisini askerde kaybetmiş ötekisi ise aynı yıl dağda kaybetmiş kardeşini ben ise bu hikayenin içinde kendimi kaybetmiş biriyim. Serhat ve Murat büyük bir tesadüf ile bunu öğrendiler ben ise olayın şaşkın köşesinde pozisyon gereği dikkatle kenarda bekleyen bir yan hakem gibi dikkatlice olayı izliyordum. İlk olarak nefret, kin, öfke bekliyordum ama onlar ötekileştiricilere inat birbirine sarıldılar ben ise sadece fermuar arasına sıkışmış atkıma sarilabildim. Serhat ve Murat belki de benim bile gösteremeyeceğim erdemliliği göstererek birbirini ötekileştiren herkese okunması gereken bir ders kitabı oluverdi sonrasında ki dostluklarıyla çünkü kirli savaşın bir parçası olmayı reddettiler paradigmalarla dolu kirli siyaseti reddedip sevgi tohumlarını herkesin bahçesine ekmeyi dert bildiler. Bu çukur herkesi yutar beni de ama onları artık istese de yutamaz, onlar çukura tohum ekip sulamaya başladı bile siz iğrenç çıbanlara inat.

Ben yine kubbeyi sezmiş, sigara yakıp, olayın figuranı olarak kayıp bir kenttim bunu kendime bu hikayenin içinde kurguladım ama onlar yaşasın barış, yaşasın kardeşlik dedi.

 
Etiketler: Yaşasın!,
Yorumlar
Haber Yazılımı