Irk etnisite ve din
Irkçılık, insanların biyolojik, kültürel ve bireysel farklılıklardan dolayı birbirlerini ötekileştirme, kendi ırkını üstün görme çabasının oluşturduğu ideolojik düşüncelerdir.
Irkçılık, insanların biyolojik, kültürel ve bireysel farklılıklardan dolayı birbirlerini ötekileştirme, kendi ırkını üstün görme çabasının oluşturduğu ideolojik düşüncelerdir. Irkçılığın ve etnik çatışmaların en büyük sebebi, insanların kendi etnik değerlerini tek olarak kabul etme düşüncesi ve bu uğurda her şeyi kendisi için mubah görmesinden kaynaklıdır. Irkçılık, kendi grubunda olan insanlara karşı aşırı bağlılık ve ideolojik ilişkiler sonucu gelişir. Irkçılık sonucunda ortaya çıkan sosyal ayrımcılık ve şiddet, tarih boyunca sosyal problemlere yol açmıştır. Irkçılığın asıl kökenleri ise insanların biyolojik yapılarından dolayı yapılan sınıflandırmayla başlandığı düşünülmektedir. Beyaz ırkın üstün görülmesiyle siyah ırkın köleleştirme anlayışı gelişerek zamanla dil, milli ve dini duygulardan oluşan ırkçılığa yerini bırakmıştır. Küreselleşmeyle birlikte ırkçılığın birçok farklı biçimleri gelişmitir. Klasik ırkçılık sınıflama sisteminin, bilimsel zeminini kaybetmesi yeni tip ırkçıların türemesine fırsat vermiştir. Özelikle milli devletlerin kurulmasıyla aynı dili konuşan ve kültürel bağlılığı olan topluluklar arasında oluşan sınırlar, toplumsal- kültürel rekabetlere yol açmış ve ırkçılığı körükleyerek farklı boyutlara taşımıştır. Bu bağlamda milliyetçilikle ırkçılık arasındaki ilişkinin boyutu tartışılır hale gelmiştir. Modern dünyada etnik farklılıkların karmaşıklığı, etnik ayrışımların çoğu zaman kültürel kaynaklı olması ve toplumlar arasındaki belirsiz ayrımcılık, neo-ırkçı söylemlerini tartışılır hale getirmiştir. Dünya savaşları, teknolojik gelişmelerin hız kazanması ve sömürülen ülkelerindeki insanların maddi sıkıntıları, ülkeler arasında göçlerin olmasına zemin hazırlamıştır. Göçlerle birlikte çok etnikli topluluklar meydana gelmiş, bu da etnik azınlık ve çoğunluk arasında farklı problemlere sebep olmuştur. Bu problemler toplumlar arasında etnik asimilasyon ve çatışmalara zemin hazırlamıştır.
Bilimsel araştırmaların başlamasıyla anatomik açıdan kesin anlamda ırk olmadığı düşüncesi yaygınlık kazanmış insanlar arasındaki çevresel farklılıklar değişik ve kültürel toplulukların oluşmasına sebep olduğu düşünülmeye başlanmıştır. Modern hayatla birlikte ortaya çıkan sosyo-kültürel değişimler, kitle iletişim araçları, hızlı şehirleşme, sosyal mobilete gibi yapısal unsurlardan meydana gelen gelişmeler, bireyin daha açık bir kimliğe ihtiyaç duymasına neden olmuştur. Modern toplumlarda anatomik kimlik temeli yerine kültürel değerlere dayalı kimliklerin önemini artırmıştır. Kültürel değerlerden en önemlisi olan dinin sosyal ve kültürel hayatla ilişkisi daha anlamlı hale gelmiştir. Ancak, sosyalizmin çökmesi, küresel demokratik söylemlerin artması, serbest piyasa ekonomisinin kendine alan bulması, kimlik sorununu dini-milli ilişkisi içerisinde gündeme getirmiş, dini ve milli değerler güçlü bir kimliğin inşasında en etkili unsurlar olmuştur. Milli devletlerin kurulması ve modern hayatın inşasıyla birlikte kolektif kültürel değerlerin ve kimliklerin verileriyle gelişen etnisite ortaya çıkmıştır. Bu etnisite anlayışı, genetik özeliklerin dışında gelişen toplumsal süreçlerde oluşmuş ve dil, din, millet, öz vatan gibi etnik kimliklerin oluşturduğu ortak kökene bağlı insan topluluklarının anlayışıdır. Ortak değerlere olan bağlılık, kültürel bir şuur oluşturarak insanlar arasında sosyal birliktelik sağlamaktadır. İkinci dünya savaşından sonra farklı kimliklerin bir arada yaşaması ile ortak dil, müşterek inançlar etrafında toplanmış kültürel ve toplumsal insan grupları ve devletler ortaya çıkmıştır. Bu ortak şuurun en önemli etkeni de din olmuştur. Diğer ilahi kitapların ve Kur-an'ın insan ırkının genetik anlamda aynı özden olduğu vurgusu, bütün insanlığın Âdem ve Havva'dan türediği inancının bilimsel verilerle eş değer olması, toplumda genetik ırkın yerine kültürel veya çevresel ırk düşüncesinin kabul edilmesinde büyük bir etkendir. Toplumun en iyi tasvircilerinden İbni Haldun da, en önemli kültürel değer olan dini aidiyetin millet ve ırk aidiyetinden daha etkili olduğu ve dönem dönem İslam asabiyetinin ırksal asabiyeti tesirsiz bıraktığını ifade etmiştir. Dinin, toplumun yaşadığı alanda hüküm sürmesi, dinin kutsal aşkınlığı ve şartsız bağlılık prensibi, bireylerin aynı değerleri benimsemesini kolaylaştırmaktadır. Din, birçok toplumsal probleme kendince çözümler getirerek bireyin davranışlarında belirleyici rol oynamaktadır. Özelikle de dini ritüeller, inananların ortak değerler ve kutsallar için bir araya gelmesini ve biz ruhunu oluşturmasını sağlayarak toplumsal bütünleşmeye zemin hazırlamaktadır. Din, topluma manevi güç sağladığı gibi toplumun sürekliliği ve uzun ömürlü olmasına da katkı da bulunur. Dini ritüeller ve doktrinler zamanla toplumun yaşam biçimiyle uyuşarak yararlı sosyal işlevler üstlenmektedir ve bundan dolayıdır ki birbirinden farklı etnik kimlikler aynı dini değerleri paylaşarak kardeş ruhunu oluşturmaktadır. Nitekim Türkiye Cumhuriyet'inin kuruluşunda Türkiye'de yaşayan herkes, kendi kültürel-dini değerlerini korumak için birlikte hareket etmiş ve ortak bir kültürel temel olan, ortak vatanı kurmuşlardır.
Tarih boyunca Türkler ve Kürtler İslam kimliği altında hep birlikte yaşamış ve aynı kültürel değerleri paylaşmıştır. İslam kimliğiyle hareket eden bütün milletler, Araplar, Türkler, Kürtler ve diğerleri bir etniğin ya da kavmin asabiyesi ile değil, kimin öncülüğünde olursa olsun Müslümanların değerleri ve kardeşliği için mücadele etmişlerdir. Bundan dolayıdır ki Abbasilerin, Eyyubilerin, Selçukluların ve Osmanlıların ordu ve devlet kadroları Arap, Türk, Kürt ve diğer milletlerin fertlerinden oluşmuştur. Birbirinden farklı birçok inanç, kültür, ırk ve etnik grubu kapsayan bir alanda gelişme gösterip manevi ve sosyo-kültürel birlikteliği oluşturma başarısının esas kaynağı Kur'an'daki "tevhit" çağrının öneminden kaynaklanmaktadır. Tevhit çağrısı sosyal ya da bireysel çatışmaları reddederek, toplumsal bütünlük ve birlik şuuru oluşturmaya zemin hazırlamıştır. Nitekim Kuran, insanların ve toplumların farklı özeliklerinin bir imtihan göstergesi olduğunu, insanların bütün farklı özeliklere rağmen tevhit çatısı altında birleşmeyi öğütlediğini bilmekteyiz. Allah, insanlar arasında bütünleşmeyi sağlayacak faktörleri emir veya tavsiye ederek, inanan toplumun birlikteliğini engelleyecek davranışlardan uzak kalmasını istemiştir. İslam dininin ortak değerleri, tarih boyunca Müslüman toplumunda ırk, renk, dil ve kültür farkı gözetmeksizin, toplumsal istikrar ve sosyal düzeni sağlayarak daima denge faktörü olmuştur. İslam'ın birleştirici özellikleri, Türkiye'de yaşayan herkes için barış, huzur ve güvenliği için ehemmiyetli bir etken olması gerekir. Müslümanlar, Kuran'ın özüne riayet edip doğru yorumladığı takdirde, Müslüman toplumundaki engel ve problemlerin ortadan kalkacağı milli birlik ve kardeşliğin daha kolay sağlanacağı ve ortak bir İslami etnisite olacağı aşikârdır. Nitekim Van'da bu bağlamda yaptığımız araştırmaya toplumun her kesimini kapsayacak şekilde yüz kişi katılmıştır. Araştırmaya katılanların 75'i, Türkiye ve diğer Müslüman ülkelerdeki kargaşa ve sosyal ötelemeye karşı, İslam dinini en önemli seçenek olarak sunmuşlardır.
("Irk Etnisite ve Din- Van örneği" adlı yüksek lisans tez çalışmamızdan alıntıdır)