Van Gölü İncileri
AĞULU OK
OSMAN ERDAL
Elimde değil ki seni unutmak
Eleme gark etti hasretin beni
Esirin olmuşum şu halime bak
Eritip tüketti hasretin beni
Varlığı yoklukla yutup içimde
Vakitsiz bin kahrı tutup içimde
Vuslat ayrılık çift kutup içimde
Vurdukça yok etti hasretin beni
Nrının alevi ne zaman söner
Ne zaman bilmem ki bu devran döner
Nasıl bir hünerse sendeki hüner
Ne aç ne tok etti hasretin beni
Laleler ben gibi yolunu gözler
Leylaklar gün boyu hicranı gizler
Lambanın alevi acımı közler
Lahtime yük etti hasretin beni
Aşk bir Anka kuşu kalpte turlayan
Aşığın şemini yakıp harlayan
Arzunun elinde yaydan fırlayan
Ağulu ok etti hasretin beni
CEREN
GÜNVAR KORKMAZ
(BEYDAĞI'NIN KIZI)
Yuvanın umudu bahar çiçeğim
Yürekte ki sevgin asla ölçülmez
Evlattır huzurum sen geleceğim
Canımdan geçerim senden geçilmez
Çalışıp çabalar yarınım dersin
Hayallerin bir bir her an yeşersin
Karanlık barınmaz onu aşarsın
Sesiz öğretmenden asla kaçılmaz
Öğrendikçe mutlu olur düşlerin
Gelecekte rast gelir tüm işlerin
Alın terin sofranda ki aşların
İstikblin geleceğin biçilmez
Evlatlar başımın her an tacıdır
Acırsa yüreğin bil ki acımdır
Sol yanımda hiç dinmeyen sancımdır
Huzur ile bir damla su içilmez
En değerli varlık evlatlarımız
Sizlerle mutludur atalarınız
Beydağı Kızı der yarınlarımız
Geleceğim istikblim seçilmez.
GİDEN ZAMAN
HALİS CAN KARA
Giden hep zaman oldu, günde akşama döndü
Suskun heybetli gökler, volkan kaynar biçimde.
Mevsim hazan zamanı, göçmen kuşlar da döndü
Yürek matem sarayı, her gün ağlar içimde
Hayatın mahcup yüzü, her alında iz olur
Kaygılar omuzlanır, gençliğin on üçünde
Beden gam yükü taşır, pişmanlıklar köz olur
Hasret yürekte burgu, her an döner içimde
Gönülde sır derilir, saklayana verilir
Cemre düşer gönüle, zemherinin göçünde
Özlem içinde sevgi, hasat olur serilir
Tutuşan kor ateşler, yanar söner içimde
Gidenler bir bir gitti, bir daha geri gelmez
Kalanlar dalga dalga, yürür zaman içinde
Sevenler terki diyar, sevilen kıymet bilmez
Yürek hasret kazanı, her gün kaynar içimde.
14.10.2024
HABERİMİZ YOK
ALİ AĞIR
Küf bağlamış kabuk, özden uzakta
Yeşil solmuş, bir hüzün var yaprakta
Meyve, dala küsmüş, haberimiz yok
Muhabbet köprüsü çoktan yıkılmış
Sevgi duvarına öfke çakılmış
Bülbül, güle küsmüş, haberimiz yok
Gökkuşağı kayıp asuman kara
Zamanın göğsünde kanayan yara
Aylar, yıla küsmüş, haberimiz yok
İlkbaharda açmış renk renk çiçekler
Sabır ikliminde güne gün ekler
Arı, bala küsmüş, haberimiz yok
Seferin zahmeti düşünülmezdi
Besmele çekilir, üşenilmezdi,
Yolcu, yola küsmüş, haberimiz yok
Yılların ardından yorgun mu sözler
Bilinmeyen yerde sürgün mü sözler?
Mızrap, tele küsmüş, haberimiz yok
Engin ufukları sarmış ıssızlık
Zamana, mekna çökmüş sessizlik
Dudak, dile küsmüş, haberimiz yok
Soğuktan titrerken kumların kalbi
Işıktan, sıcaktan yok mu nasibi
Güneş, çöle küsmüş, haberimiz yok
Kardeşlik bağları tel tel çözülmüş
Bir gölgenin gölgesinde ezilmiş
Parmak, ele küsmüş, haberimiz yok
Zirvede bir kartal yalnızlığında
Duygular kilitli, sır sandığında
Gönül, hle küsmüş, haberimiz yok.
MİLLİ ŞAİR MEHMET AKİF ERSOY VE İSTİKLAL MARŞI
ALİ EKİZ
TARİH ÖĞRETMENİ
Istıraplı kısacık yaşamına vaizlik, hatiplik, ediplik, şairlik, mütefekkirlik gibi yüksek vasıfları sığdıran Milli Şair Mehmet Akif Ersoy, Türk milletinin ezelden ebede kadar sürecek istiklal ve istikbal yürüyüşünün manevi önderidir.
Sıla hasreti ile başlayan yaşam serüveni Türklüğün ve İslamiyet'in ebedi istinatghı Anadolu'da son bulmuştur. Balkan Faciasına tanıklık eden, Birinci Dünya Savaşı'nın imparatorluk üzerinde oluşturduğu yıkımı tüm benliğiyle hisseden, işgal yıllarının travmasını ruhunun en derin yerinde yaşayan Milli Şair Mehmet Akif Ersoy, Türklüğü ve İslamiyet'i yükseltmek için yeni bir ümit olarak gördüğü İstiklal Mücadele'sine katılmaktan bir an bile olsun geri durmamıştır.
Balıkesir Zağanos Paşa Cami'nde gerçekleştirdiği tarihî konuşma ile yılgınlık ve perişanlık içinde bulunan Anadolu halkına kurtuluş ümidi vererek harekete geçirmiştir. Tüm ülkeyi kurtuluş ateşiyle alevlendirmek, halkı ortak bir amaç etrafında birleştirmek amacıyla benliğinin bütün unsurlarını Millî Mücadele'nin kazanılmasına ve yeni bir Türk devletinin kurulmasına sarf etmiştir. Kahraman ordumuza cesaret ve ilham vermek, Türk halkının özgürlük ve kurtuluş mücadelesine ses olmak, ümitsizliğe düşmüş kalpleri istiklal aşkıyla çelikleştirmek için Türk milletinin ezelden ebede hür yaşama iradesini dünyaya haykıran İstiklal Marşımızı kaleme almıştır.
Her bir karışı Mehmetçiğin kanları ile sulanmış vatan topraklarında Türklüğün ve İslamiyet'in ebediyete kadar yaşayacağını azimle vurgulamak için İstiklal Marşımızın ilk iki kıtasını tırnakları ile duvara kazımıştır.
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal,
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal!
Milli Şair Mehmet Akif Ersoy'un tırnakları ile duvara kazıdığı ilk iki kıta İstiklal Harbi boyunca 'bağımsızlık andına', 'kurtuluş ülküsüne' dönüşmüştür.
Kalbimize ve zihnimize atalar sözü gibi işlenmiş olan İstiklal Marşımızın her bir mısrası Türklük ve İslamiyet adına necip milletimize vazife kılınmış en yüce utkudur. Necip milletimiz bu yüce utkunun peşinden koştuğu sürece hiçbir güç bu aziz vatandan Türklüğü ve İslamiyet'i söküp atacak kudreti bulamayacak, milletimizin ezelden ebede kadar devam edecek olan istiklal ve istikbal yürüyüşünden alıkoyamayacaktır.
Millî Mücadele'ye kattığınız manevi güç, milletinizin hafızasına her mısrası atalar sözü haysiyetiyle ml olan İstiklal Marşımız ile Türklüğün ve İslamiyet'in istinatghında ebediyete kadar saygı, minnet ve rahmetle hatırlanacaksınız. Türk milleti aziz hatıranızı Türklüğün en değerli hazinesinde sonsuza kadar yaşatacaktır. Ebedi meknınızda huzur içinde olunuz.
PENCEREMDEN BAK
EBRU BEYİŞ
Gafil avlandığımız bir neslin içinde yaşıyor olmanın ağırlığı biraz fazla geldi. Canhıraş içindeki o kalabalıktan sağ çıkmak çok zor. Bir umut okuyun dediler; kitapları mı, insanları mı demeden, okuyun dediler. Şifa verir, yüreği ferah tutar, zihinleri boşaltır.
Okumak ile ilgili çok şey söylendi aslında. İnanmazdım ve halen de inanmıyorum. Kelime hapsi içinde koğuş değiştirmekten başka hiçbir şey değil olmadı da benim için. Her kitabın sözleri cennetin ve cehennemin katları gibi bir sayfada dilini, yüreğini yakarken; bir sayfada bazen de bir kelimede yüreğinde uçuşan kelebeklerin özgürlük anahtarını bırakır avuçlarının içine. Nasıl mı?
Demir parmaklıklarla çevrili penceremden baktığımda bir tarafın alevleri sönen ateşin külleriyle savrulurken, bir tarafın da kanatları kesilmiş kuşların kafessiz özgürlüğünü görmenin acısını iliklerime kadar hissettiğimi bilirim.
Böylesi bir eziyet fazla geldi can'a da kelam'a da…
Her seferinde zedeleniyor ve sanki yıpranmaya yeminli gibi hengamenin içinde savruluyorum. Penceremdeki paslı demir parmaklıkları söktüm. Eşsiz bir manzara gördüğümü söylemek isterdim, ne yazık ki her şey olduğu gibi ortalıkta. Ve benim ne pencerem kirliydi ne parmaklıklar engeldi. Okumanın hazzını doruklara kadar yaşadığımdan fazla ince düşünmeye ayarlamışım kendimi. O ayarlarda takılı kalmaya müebbet yiyen bir mahkumdum. Koğuş değiştirdikçe herkesi her şeyi tanıyıp anlamak heybemi doldurdu. Beklemeye başladım ya affı ya idamı!
Avrel, peki sen hangi sayfanın satır başı gardiyanısın, hangi şiirin acısısın bilmiyorum ama okuyorsan eğer insan dışında bir kitabı kapılma kelime girdabına. O vakit seni bulamam o kalabalığın içinde. Belki de o kalabalığın içinde yalnızlığı tercih etmektir umut.
Kim bilir!
HÜZÜN
KASIM KARA
Hüzün sarmış
Yalnız bulutları
Çiseliye yağmurla
Birlikte...
Hüzünlü yüreğim
Hasret çekiyor
Gurbet ellerde
Kırık bir kalple beraber
Bir türkü süzülür,
Beni benden,
Alır götürür..
Adı gurbet, adı hasret...
KADINLAR
SÜREYYA KAYA
Cenneti ayağın altına sermiş
Anadır, bacıdır, candır kadınlar
Topluma her biri bin meyve vermiş
Işıktır ziyadır gündür kadınlar
İlk onunla öğrendim dilimi
Köyüm kasabamı, ilçem ilimi
Onla geçer zamanın her dilimi
Atidir, mazidir, dündür kadınlar
Düşünün her biri başımın tacı
Nene Hatun bir de Şerife Bacı
Kara Fatmaların imandır gücü
İffettir, izzettir, şandır kadınlar
Evltla vatanı eş tutar eşten
Şefkat-i magmadan sıcak güneşten
Hakikate yürür hayalden düşten
Umuttur, güvendir, yöndür kadınlar
Sevgiyle görülmüş tarihte izi
Çünkü bu kadınlar şanlı Türk kızı
Her birisi bin Süreyya yıldızı
Seherdir, şafaktır, tandır kadınlar.
SON VEDA
AYNUR GÖKALP
Ben hiç korkmadım seni sevmekten
Yüreğimin sesini dinledim
Sana geldim ben sevgilim
Ama sen orada değildin
Şimdi ben sensiz gidiyorum
Nereye gittiğimi bilmeden
Hep hayal etmiştim oysa
Sana sarılmadan ölmeyecektim
Bu bir veda değil belki kavuşma
Beni ister sev, ister aklından çıkar
Ama sakın şunu unutma
Ben seninle gireceğim o toprağa.
AŞK ÖZLEMEKTİR
ŞEVKET YAMAN
Aşk
Sevmek değildir sadece
Aşk, sevişmek hiç değildir
Yanlış yorumlanmış
Topluma dayatılmış algıdır
Kalpten ve gönülden
Gelmiyorsa
Özlem duyulmuyorsa
Adı aşk koyulmasın
Oysaki aşk
Özlemektir,
Özlediğini sevmektir
Sevdiğine kavuşamamaktır...
AZİZİM
SAİM KAYA
O'ndan ikram, sarayında, oturan
Rahmetine, şükrün gani, yetiren
Mülküm sahil, selmete, götüren
Yöne doğru yürüyorum azizim
Hayat bize çelme taktı yaşlattı
Mansur etti, özümüzle taşlattı
Ağustos'ta, zemheriyle kışlattı
Güne doğru yürüyorum azizim
Şu lemde, gördüklerim, bir ayet
Her birinde bin bir mana, sır ayet
Her harfi bir hikmetiyle, nur ayet
O'na doğru, yürüyorum, azizim
Yasadığım hayat kendi, halinde
Var olmuş o, varlar kendi, dilinde
Sakin adımlar la, vuslat yolunda
Sona doğru, yürüyorum, azizim
Yesevi'min, dergahında, oturup
Şu dünyaya, olan meylim, bitirip
Salim salt, salavatım, getirip
Can'a doğru yürüyorum azizim
Mazimdeki, kusurumla yazıldım
İçimdeki, masivamdan üzüldüm
Araftayım, rüzgrımla, süzüldüm
Sana doğru, yürüyorum, azizim
Kemlat ehlinden, ilmim aldığım,
Aradık kaybımı, onda bulduğum
Yemen pazarında, köle olduğum
An' a doğru, yürüyorum, azizim.
GÖĞÜN KAFESİ
BAHTİYAR BURAK
Sözlerin kaç bahar rüzgrı avutur
Bilenler gidişini söylemeyi yasaklayalar
Yeryüzü dilencileridir bekleyenlerin
Bir şehir bir köy olur yağarsın
Hüsnü Yusuf yetişir penceremde
Bulut olsun ciğerime nefesin kucak dolusu
Maviyi çal parmağınla
Kafesinde gönül kırağı
'suskunluk yorgun testide damla'1
Boğazımda bir garip yanık
Duyanlar türkü der
Ayet ayet seni okurum gözlerinde
Sırtımdan atsın elemim
Bileğimde bir beddualı bilezik
Kına yaktığın saç uçlarına güzü bırakırım
Rüyana suya yorumlatırım üç vakte katran
Hayat kaç yerinden vurulmuş
Nasırlanmış anıların pansumanı alınmış
Bize dinlemeyi öğreten tarih
Hep masallarda kaybolmuş
Susmayı öğretiyorum yüreğime
Yüzümde kasırgaların eskimiş
1-Mustafa Işık şiirinden