İŞİNİN ERBABI: Cahit YÜREGEN (İMAMOĞLU)
Ayakkabının tarihi kıyafetlerin tarihi kadar eskidir. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ordunun, yönetici sınıfların ve kentli halkın gereksinimlerini karşılamak üzere zamanla ayakkabı çeşitleri çoğaldı ve ayakkabıcılık çok gelişti. Van'da diğer zanaatçıların olduğu gibi ayakkabıcıların da geçmişte önemli bir yeri vardı. Teknolojinin olmadığı dönemler ayakkabılar el emeği, göz nuru ile yapılırdı. Van elle yapılan ayakkabılar giyenlerin toplumsal konumuna göre çeşitlilik gösterirdi. İşinin erbabı Beşiktaş sevdalısı, mesleğinin tutkunu, kunduracı/pineci Cahit Usta ile meslek üzerine konuştuk.
Cahit Usta kimdir?
1945 Van doğumluyum. 5 çocuğum 9 torunum var. Van'ı, Beşiktaş'ı ve mesleğimi seviyorum. Vanlı olmak başka bir duygudur.
1952 yılında kunduracılık mesleğine başladım. Ustam rahmetli Mevlüt Şengül'dü Kahveci Hacı Baba'nın kardeşi. Ustamı saygıyla yad ediyorum.
Çocuk yaşta mesleğe başlamış sayılırsınız?
Evet,kunduracılık mesleğine 12 yaşında başladım. Ustamızın yanında çalışır, verdiği görevleri yapardık. O zaman arkadaşım Orhan Kaya ile birlikte aynı iş yerinde çalışırdık. Babam meslek öğrenelim düşüncesiyle beni kunduracı yanına çırak olarak verdi. Neticede o günden bugüne kunduracılık-pinecilik mesleğini sürdürüyorum.
Eski kunduracı ustaları kimlerdi?
Birçoğu vefat eden çok değerli ustalar vardı. Ahmet Karoğlu, Mehmet Alçekiç, Hacı Suvaroğlu, Hüsamettin Mumcuoğlu, Adaş Dayı bunlar kunduracılık mesleğini en iyi bilenlerdi. Eskiden yemeni ve kunduracılık ayrıydı. Yemeniciler poçikli papuç yaparlardı. Biz ayakkabı yapardık.
Kundura malzemeleri nerden gelirdi?
Malzemelerimiz İstanbul'dan geliyordu. Ezbercilerin babası rahmetli Hacı Davut Ezberci kundura malzemesi getirirdi. Şuan kullandığımız deriyi, köseleyi, boyaları eskiden de kullanıyorduk. Eskiden kundura yapımında iğne bile bulamıyorduk. İğne görevini domuz kılı yapardı. Köylüler yabani domuzu vurup kıllarını kunduracılara ve un fabrikalarına satarlardı. Domuz kıllarını kunduracılar iğne, un fabrikaları ise elek yapımında kullanırdı.
Kundura yapımı zormudur?
Kunduraları elle, emekle yapardık. Şuan ki gibi makine filan yoktu. Yaptığımız ayakkabının modeli de, kesimi de, dikimi de bize aitti. Sipariş alarak istenilen modelde ayakkabı çıkardı. Özellikle bayram arifelerinde iş yoğunluğu nedeniyle dükkanda yatıyorduk. Bir ayakkabının yapımı 2-3 gün gibi bir zaman alıyordu.
Van'da hangi model ayakkabılar tercih edilirdi?
Fındık taban, sivri burun, cırcırlı, mahmuzlu, ayakkabılar ve körüklü çizmeler yapardık. Ayakkabı siparişi verenlerin bazıları ayakkabısının "cırcırlı" olmasını isterdi. Ayakkabı yüründüğünde "cart-curt" diye ses çıkarmasından dolayı bu ayakkabılara " cıcırlı" ayakkabı denilirdi. Ayakkabıdan çıkan ses ilgi çekerdi. Bugün ses çıkaran ayakkabıyı kimse giymez ama o gün giyilirdi. Yemenicilerden sahtiyan alırdık. O sahtiyanı gaz yağına batırır, daha sonra güneşe bırakırdık. Güneşte bekleyen sahtiyanı tabanla köselelerin arasına yerleştirirdik. Yürüdükçe ayakkabı ses çıkarırdı. Birde mahmuzlu ve körüklü çizme yapardık. At binenler at şahlansın diye o mahmuzlarla ata vururdu. Ayakkabı siparişini o zamanın varlıklı insanları verirdi. Eskiden herkes ayakkabı giyemezdi. Cızlavit lastik ayakkabı giyerdik. En gözde ayakkabılardı. Cızlavit ayakkabı ilk alındığında yastığımızın başucuna bırakarak 2-3 gün parlak görünümünden, kokusundan keyif alır, mutlu olurduk.
Sınıf farkı ayakkabılara yansırmıydı?
Eskiden ayrı gayri yoktu. Aynı mahallede hepimiz birdik. Mesela Hacı Bemal vardı. Belinde bir iple evlere yük taşırdı, ama onun oğlu ile hakimin oğlu yakın arkadaştı. O zamanlar memlekette sınıf, şu-bu farkı yoktu. Herkes birbirini tanırdı, severdi. Zengin-fakir diye bir şey yoktu. Evinde radyo olanlar zengin sayılırdı. Derlerdi ki radyonun içinde adamlar konuşuyor. Toplanır dakikalarca radyonun içinde acaba kim konuşuyor diye bakılırdı. Farklılık bir radyodaydı.
Fındık taban, sivri burun ayakkabı tarzı nasıldı?
O zamanlar böyle mokasen tipi ayakkabı pek yoktu. Hepsi bağlıydı. Tabi birazda külhanbeyi olanlar fındık taban ayakkabı yaptırırlardı. Haddini aşan külhanbeylerini karakola alan bazı kabadayı komiserler külhanbeylerinin fındık taban ayakkabılarının topuklarını kırar öyle gönderirlerdi. Topuğu kırılan külhanbeyinin karizması çizilir, bu durum Van'da halk arasında konuşulurdu.
El emeğine dayalı sanatlar bir bir yok oldu. Bu nedenle kunduracılık yapan kimse de kalmadı. Van'da sanatkârlığın, ustalığın, emeğin değeri bilinmiyor. Batı illerinde bu çok daha fazladır. Kurumlar kuruluşlar el sanatlarını yaşatmak için özel proje hazırlıyorlar. Mağazalarda 20-30 TL gibi fiyata ucuz fiyata ayakkabı satılıyor. Elle yapılan ayakkabı kişiye özeldir, emek ister, sabır ister. Ayakkabı alanların çoğunluğu hakiki derinin, köselenin farkını, bilmiyor. O nedenle ayakkabı yaptıran yok denilecek düzeydedir.
Sağlık açısından en sıhhi olan ayakkabı üstü deri, altı kösele ve ayağa uygun kısa topuklu olandır. Kösele ayakkabı koku yapmaz, terletmez, mantar üretmez. Suni kösele, lastik ayakkabılar koku yapar, sıhhi değildir. El yapımı ayakkabının önemi buradadır. İnsanlar eskisi gibi seçici değil. Ayakkabının farkını bilemiyor, o kültür pek yok. Birçok sağlık sorunu ayakkabı nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Ama insanımız bunu pek önemsemiyor. O nedenle nasır da çok yaygın. Kültür değiştikçe ayakkabı şekli ve tercihi de değişiyor
Cahit Usta, mesleğe nasıl devam ediyorsun?
Bütün sıkıntılara rağmen mesleğime devam ediyorum. Mesleğimi bırakmayı asla düşünmüyorum. Son ana kadar devam edeceğim. Şuan emekli maaşımı alıp dükkan kirasına veriyorum. Ayakkabı yaptıran olmadığı için köseleler kurumakta, fire vermektedir. Bir yıl mesleğime ara verdim. Arkadaşlarım, dostlarım, hemşerilerim mesleğe geri dönmemi istediler. Bende onları kırmadım, mesleğime devam kararı aldım. Pineci Cahit doğdum, Pineci Cahit'te öleceğim.
Ben Beşiktaşlıyım. Anamda, babamda Beşiktaş'tır. Siyah beyaz renklere sahip Van Gençlik spor taraftarıydım. İçeride ve dışarıda bütün maçlarına giderdim. Siyah beyaz Beşiktaş rengini anımsatıyordu. Ya Beşiktaş için Van Gençlik sporlu oldum, ya da Gençlik spor'dan dolayı Beşiktaşlı oldum. Beşiktaş'ın bütün maçlarına çok gittim. Beşiktaş'ın Diyarbakır'da ki maçlarına da giderdim. Gece sahur yaptıktan sonra kuyruğa girerdik. O zamanlar Vanlı Cemil'de Diyarbakırspor'da oynuyordu.
Futbolla aşkınız ne zaman başladı?
Futbolla ilişkim 1965 yılında başladı. Siyah beyaz renklere sahip Van Gençlik spor taraftarıydım. İçeride ve dışarıda bütün maçlarına giderdim. Siyah beyaz rengi Beşiktaş rengini anımsatıyordu. Neyse, kulübe gide gele o kulübün malı olduk. 1974 yılında siyah-beyaz Van Gençlik ve sarı-larcivet Şengençler kulüplerini kapatarak Vanspor'u kurma kararı alındı. Kararı görüştükleri kongrede rahmetli Hikmet Tekbudak divan başkanıydı. Bende bu iki güzide Van kulüplerini kapatmayın yazık olur, mazisi olan kulüplerimiz yaşasın. Her kulübün 6-7 tane başarılı oyuncusunu alın kulüpler üstü bir Vanspor kurun dedim. Sözlü itirazımı dikkate almadılar. İki kulübü kapatma kararı aldılar. Bende divana içeriğinde, 'yağ mı yoğurttan çıkar, yoğurt mu yağdan çıkar size elbet birgün Van Gençlikspor'un yaşadığını, gücünü göstereceğim' diye bir dilekçe verdim. Gençlik ve Şengençler Van'ın sembol takımlarıydı. Aralarında amansız rekabet vardı. Karar sonrası insanlar bana "Van Gençlik tarih oldu, kapandı" diye laf atmaya, takılmaya başladılar. Bende konuyu inat meselesi yaptım ve bu kulübü yeniden kuracağım dedim. Allah rahmet etsin Gençlik ve Spor İl Müdürü Saffet Demiroğlu ağabeyimize gittim ve kulüp kuracağım, yasal şartları nelerdir dedim. O da bana bir örnek tüzük çıkarıp verdi. Tüzüğün aynısını hazırla dedi. Öz Van Gençlikspor Kulübü tüzüğünü hazırladıktan sonra İhsan Menzilcioğlu'na gittim. İhsan abiye "Gel sende Şengençlerspor Kulübünü kur" dedim. O da bana "nasıl olacak" dedi. Gençliğin önüne "öz" kelimesi bırakmışım. Sende "öz" bırak. Olurmu dedi. Olur, neden olmasın dedim. Tüzük ve evraklarımız Ankara'ya gitti ve tescil edildi. Öz Van Gençlikspor ve Öz Şengençler kulüplerini kurmamız kabul edildi. Daha sonra mahallelere çıkarak futbolcu aramaya başladık. Futbolcuların anne ve babalarının müafakat vermesi gerekiyordu. Futbolcuların ailelerinden muafakat belgesi aldım. Daha sonra o çocuklara lisans çıkardım. İnatlaşarak kurulan siyah-kırmızı renklere sahip Vanspor rakibimiz oldu. İlk sezonda Vanspor ile mücadeleye başladık. 77-78 sezonunda Vanspor'u yenerek Van amatörde şampiyon olduk. Malatya' ya gittik orda da Bölge şampiyon olduk.
Futboldan ne zaman koptunuz?
Futbolcum Metin Budak'ın ölümünden sonra futbolu bıraktım. Rahmetli Metin çok kaliteli futbolcuydu. Askerden izne gelmişti, arkadaşlarıyla Edremit'e gitmişlerdi. Bir balıkçı teknesinde piknik yaparken vatandaşlar bir çığlık duymuş ve bakmışlar ki tekne batıyor. Metin'in cansız bedeni 2-3 gün suda kaldı. Trabzon'dan gelen dalgıçların aramaları sonucu Metin'in cesedi bulundu. Onun kaybı,acısı ve anısı üzerine futbol yöneticiliğini bıraktım. Bizim zamanımızda çok kaliteli futbolcular vardı. Eskiden para yoktu fakat kaliteli futbol vardı. Şimdi para var, destek var ama futbol yok.
Futbol toplarını kim tamir ederdi?
Yokluk dönemiydi. Toprak sahada top oynanırdı. Yırtılan futbol toplar sık sık tamir ediliyordu. Tabi bunu her usta yapamıyordu. Van'da Rahmetli Abbas Güven'in babası Yusuf Ali dayı vardı futbol toplarını özenle, ustalıkla tamir ederdi. Bu iş farklı bir sanattı.
Eski Van'la şimdi ki Van arsında ki fark nedir?
Eski Van çok güzeldi. Böyle şimdi ki gibi kapı ve pencere örtme diye birşey yoktu. Geceleri damlarda yatardık. Hırsızlık yoktu. Van esnafının sözü senetti. Çek-senet diye birşey yoktu. Çünkü herkes bir birine güveniyordu. Eskiden Vanlı dediğin zaman çok sevip sayarlardı.
Yeniden meslek seçmek isteseydiniz hangi mesleği seçerdiniz?
Kesinlikle berberlik mesleğini tercih ederdim! Çünkü sermayesi sadece su ve sabundur. Bizim gibi, çivi kösele, yapıştırıcı, deri gibi malzeme ve emek gerektirmiyor. Yeniden meslek seçme imkanım olsaydı berber olurdum.
Esnaf ilişkileri nasıl?
Şimdi artık kimse kimseyi tanımıyor ki. Tanıdığımız esnaf yok. Şehir büyüdükçe toplumsal , kültürel ve komşuluk ilişkileri maalesef bozuluyor.
Vanlı nasıl biridir?
Efendilik, kültür, terbiye ahlak, disiplin Vanlı demektir. Biz eskiden bir büyüğümüzü gördüğümüz zaman sıgaramızı yanık halde cebimize koyardık. Defalarca cebimiz bu nedenle yanmıştır. Şimdi öyle birşey kalmadı. Eskiden terbiye, töre vardı. Eskiden komşu kızıyla koyun koyuna yatardık. Peygamber düşeğinde kardeş niyetiyle. Ergenlik çağına geldiğimiz zaman komşu kızıyla evlenemezdik. Çünkü biz onunla Peygamber döşeğinde bacı olmuşuz, beraber yatmışız. Şimdi öyle birşey kalmamış.