Kuvvetin Değil, Hakkın Yanında Olmak

Kays İbnu Ebî Hâzım anlatıyor: "Hz. Ebu Bekir (r.a) Cenâb-ı Hakk'a hamd ve senadan sonra buyurdu ki: "Ey insanlar! Sizler şu âyeti okuyor ve fakat yanlış anlıyorsunuz: "Ey iman edenler, siz kendinize bakın. Doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez" (Maide, 105). Biz Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in: "İnsanlar, zâlimi görüp elinden tutmazlarsa, Allah'ın, hepsine ulaşacak umumî bir belâ göndermesi yakındır" dediğini işittik. Keza ben, Resûlullah (s.a.v)'ın: "İçlerinde kötülükler işlenen bir cemiyet, bu kötülükleri bertaraf edecek güçte olduğu halde, seyirci kalır, müdâhale etmezse, Allah'ın hepsini saran umumî bir belâ göndermesi yakındır" dediğini işittim. (Ebu Dâvud, Melâhim 17, (4338); Tirmizî, Tefsir, Mâide (3059), Fiten 8 (2169); İbnu Mâce, Fiten 20 (4005).

 Müslümanlar fert olarak, aile olarak, toplumda üstlendikleri görev olarak ve bir dünya Muhammed (a.s) ümmeti olarak misyonu nedir, görevi nedir, ne yapması gerekiyor ve ne yapmaması gerekiyor? Soruları, yukarıda bahsettiğimiz hadisi şerifin izahı için bizleri düşünmeye sevk edecek suallerin bütününü oluşturmaktadır. Bu pencereden olayları değerlendirdiğimizde gerçektende şu an gerek ülkemizde olsun ve gerekse dünya Müslümanları üzerinde bir bela ve musibetin adeta bir bulut gibi üzerimize çöktüğü ve belanın yağmur gibi yağdığı bir zamanı görüyor ve yaşıyoruz. İşte terör belası, ekonomik kriz belası, doğal afet belası, ülkeler arası anlaşmazlık ve savaş belası Müslümanlar üzerine çöreklenmiş; adeta bizleri kavurmakta ve yok etmektedir. Toplumumuz üzerindeki bu musibetlerin bir an evvel kalkması, refah ve huzur içersinde yaşamanın elbetteki çareleri aranmalı kanaatindeyim. Ama bu çareyi çok uzaklarda yada ulaşılması zor bir hedefmiş gibi görmemeliyiz. Çünkü Müslümanın inanç değerleri, eldeki en büyük hazine ve bu hazinenin yol haritası ise Kur'an Kerim ve Hz. Peygamberin sünnetidir.
 İşte en başta bahsini ettiğimiz ayette iman edenlerin kendilerine bakıp düşünmesi, nerelerde doğru nerelerde hatalı işler yaptığını, hak dediğimiz doğru saftamı yer aldığını yada batıl dediğimiz yanlış safta mı yer aldığını tespit etmelidir. Bu tespitle, safını yanlış belirlemiş ve haktan yana bir tavır sergilememişse derhal bu yanlıştan dönmeli ve zulme engel olmak için hakkı tutup kaldırmalıdır. Ancak hak safında yer aldığı halde, yapılan bunca zulme kendi gücünce tepki göstermemiş yada buğzetmemişse işte o zaman bahsettiğimiz belalara düçar olmayı maazallah beklemelidir. Çünkü Efendimiz (s.a.v) "Sizden biriniz bir münker (kötülük) gördüğü zaman onu eli ile düzeltsin. Buna gücü yetmiyorsa dili ile düzeltsin. Buna da gücü yetmiyorsa kalbi ile buğzetsin. Buda imanın en zayıfıdır." buyurarak kötülükler ve zulümler karşısında ne yapılması noktasında bizi uyarmaktadır. Bu gün ne yazık ki müslümanlar zulüm karşısında mudarra ederek yani "bananesimcilik" durumunu tercih etmiş ve en önemlisi emri-bil maaruf nehy-i anil münker-i terkederek; kendi kabuğuna çekilmiştir. İslam dini toplumsal bir dindir. Fert  dini asla değildir. Kapı komşumuzda yemeğin dibi yanmışsa bunun kokusunun bize ulaşması çok zaman almayacaktır.
 Cenab-ı Hak "Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır." (Al-i İmran/ 114) buyurmaktadır. Bu sebeple hangi ortam olursa olsun yapılmakta olan yanlışa konumumuz ve bilgimiz çerçevesinde yerinde müdahale etmeliyiz. En azından o yanlışa engel dahi olamıyorsak kişileri uyarmalı; üzerimizdeki sorumluluğu atmalı ve yarın huzuru mahşerde o günahı işleyen yada o zulmü yapan kişi "Ya Rabbi ben bu hatayı yaparken senin kullarından hiç kimse beni uyarmadı yada bana dur demedi ki" diyerek şikayetçi olmamalı ve Mevlamıza karşı mahçup duruma düşmemeliyiz. Bu hareketimizle, belkide bahsettiğimiz ve üzerimize çığ gibi gelen belaların biran evvel kalkmasına, yaşanabilir bir Türkiye ve yaşanabilir bir dünyanın yeniden kurulması için adım atmış  oluruz. Ne güzel söylemiştir merhum şairimiz M. Akif Ersoy "Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem, gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdadıma saldırdı mı hatta boğarım. Boğamazsın ki! Hiç olmazsa yanımdan kovarım. Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam. Hele hak namına  haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale; bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale. Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum! Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim. Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim, adam aldırma da git, diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
Vesselam.

Bakmadan Geçme