Vatanın geleceğine suikast

Köşe Yazıları 04.08.2022 - 21:04, Güncelleme: 04.08.2022 - 21:04
 

Vatanın geleceğine suikast

Mehmet Bedri Gültekin yazdı...

Bir arkadaşım anlattı. Ankara’daki bir akrabası “oğlum dinini öğrensin, iyi bir çocuk olsun” düşüncesi ile sekiz yaşındaki çocuğunu Kuran Kursuna gönderiyor. Kursa devam eden çocuk bir müddet sonra kız kardeşine neden başını örtmediğini ve günaha girdiğini söylemeye başlıyor. Daha da ötesi babasının veya diğer erkeklerin kendi kızıyla da olsa bir yerde yalnız kalmaması gerektiğini söylüyor. Ablasına,“erkeklerle yanyana oturma” demeye başlıyor.Gene söylediğine göre; ‘Kuran kursu hocası onlara Allah tarafından gönderilmiş’ vb. vb. Aile bir müddet sonra çocuğu Kuran kursuna göndermekten vazgeçmiş. Arkasından çocuğun normal haline dönebilmesi için psikoterapiste bir müddet gitmek zorunda kalmışlar. Bu basit bir örnektir. Bu örnekten çıkan sonuç; bırakalım 8 yaşındaki çocukları, ısrarla 4 – 6 yaş grubundaki çocukları Kuran Kurslarına göndermek isteyenler, gerçekte bu ülkenin geleceğine karşı en büyük cinayeti işliyorlar. Tescilli Cumhuriyet Devrimi, laiklik ve Atatürk düşmanı Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 4 -6 yaş çocukların kuran kurslarına gitmeleriyle ilgili olarak geçenlerde çıktığı Şırnak gezisinin ardından yazılı bir açıklama yaptı. Önce Erbaş’ın yazdıklarını okuyalım: “4 -6 yaş grubu sınıflar açıyoruz. O sınıflarımıza ne kadar çok çocuk gelirse istikbalimiz o kadar aydınlık olacaktır inşallah” “Eğitim bilimci ve psikologlara göre de insanoğlunun karakter yapısının yüzde 70’i, yedi yaşından önce oluşuyor. “Biz istiyoruz ki 7 yaşından önce çocuklarımıza sevgiyi, saygıyı, dürüstlüğü öğretelim.” Diyanet İşleri Başkanı’nın bu sözleri son derece önemlidir. Ve aslında bir itiraftır. Bir yanıyla gerçekleri ifade etmektedir. Bir yanıyla da ülkemizin ve çocuklarımızın, kısacası geleceğimizin yüzyüze olduğu tehlikeyi göstermektedir. NASIL BİR EĞİTİM? Birinci olarak insan karakterinin yüzde 70’nin hatta belkide daha fazlasının, yedi değil beş yaşına şekillendiği bilimsel bir gerçektir. Yani çocuk, araştıran, sorgulayan bir kişiliğe mi sahip olacak, yoksa genel olarak hayatın, toplumun ve kendi geleceğinin vb tartışılmaz ve “değiştirilemez” bir takım kararlar ile önceden belirlenmiş olduğu gibi düşünceyle mi eğitilecek? Açıktır ki 4 yaşında Kuran kursuna başlatılan çocuk, bir takım “tartışılamayan”, ve “sorgulanamayan doğrular” olduğunu ezberleyerek hayata başlayacak. Böyle bir eğitimden geçen çocuk, 21. Yüzyılın dünyasının hangi ihtiyacına cevap verecektir? Bugüne kadar Nobel bilim ödülü alan kaç Müslüman var ve bunun nedeni üzerinde biraz düşünmek gerekmiyor mu? Veya bugün Müslüman ülkelerde bir yıl içinde yeni buluş anlamında kaç patent başvurusu yapılıyor? Cevap son derece olumsuzdur. Kısacası 4 -6 yaş çocuklarını bilimsel esaslar dahilinde eğitenler, bilimsel gelişmede, refahta vb. her alanda en ilerdeler. İNSAN OLMA EĞİTİMİ Ali Erbaş “biz istiyoruz ki çocuklarımıza önce sevgiyi, saygıyı, dürüstlüğü öğretelim” diyor. Peki biz de soralım: Şeriat düzeni ile yönetilen hangi ülkede çocuklar sevgi, saygı ve dürüstlük öğretilerek büyüyorlar. Tam tersine bu ülkelerin tümü, söz konusu insani özelliklerin hepsinde dünya ülkeleri sıralamasında ne yazık ki en arkalarda bulunuyorlar. Ama bunun tam tersi örnek bizim yakın tarihimizde vardır. Atatürk Türkiye’sinde bırakalım 4 – 6 yaş grubundaki gencecik dimağlara tartışılamayacak-sorgulanamayacak “doğrular” boca etmeyi, uzunca bir süre din eğitimi de yoktu. Ama Cumhuriyet Devrimi yıllarındaki gençlik, bugün artık gıpta ile andığımız sevgi, saygı ve dürüstlükle eğitildi. Kendini düşünmenin ayıp olduğu, küçümsendiği, en büyük mutluluğun kendinden önce vatanı ve milleti düşünmekle elde edileceği, Cumhuriyet Devriminin genç kuşaklara verdiği eğitimin temel taşlarıydı. Öyle olduğu içindir ki 12 Eylül Amerikancı darbesine kadar ve o darbe sonucunda dini eğitimin zorunlu hale getirilmesinden önce, Türkiye’de sokakta rastladığın her kişi, aynı zamanda güvenebileceğin bir “yurttaş”ındı. Türkiye Cumhuriyetinde 1970’lere kadar şehir ve kasabalarda bile sıcak yaz gecelerinde evlerin kapıları kapatılmazdı. 20 yıllık “İslamcı” AKP iktidarının sonunda bugün ise bırakalım dış kapıların açık olmasını, birinci veya ikinci katların pencerelerinin açık olması bile hırsızlık vakaları için yeterli olabiliyor. Türkiye’nin yakın tarihi Ali Erbaş’ın söylediklerinin tam tersini doğruluyor. İsteyen herkes verilere çok rahat ulaşabilir. Cumhuriyet Devrimi Türkiye’sindeki suç oranları ile AKP iktidarı dönemindeki suç oranlarını karşılaştırın; dağlar kadar farkın olduğunu göreceksiniz. KİMİN GELECEĞİ Ali Erbaş,“Ne kadar çok 4 -6 yaş grubu çocuğu Kuran Kursuna alabilirsek geleceğimiz o ölçüde Aydınlık olacak inşallah”derken son derece haklı! Ancak burada bahsettiği “gelecek”, milletin geleceği değil, “ekmeğini dinden kazananların”, başka bir deyişle “ekmeğini, çalışanların sırtından kazananların” geleceği. Müslüman dünyanın en büyük sorunu “ekmeğini dinden kazanan bir ruhban sınıfının yaratılmış olduğu” gerçeğidir. Arkada kalan 14 yüzyıl içinde diğer dinlerden farklı olarak Müslüman dünyada bir din adamları sınıfı olmadı. Din adamları, aynı zamanda birer mesleği olan insanlardı. Esnaftılar, çiftçiydiler, tüccardılar vb. Namaz saatinde cemaatin önüne geçip namazı kıldırıyor, sonra da kendi işlerine dönüyorlardı, 20. yüzyılda ise İslam dünyasında emperyalizme bağımlılığın bir sonucu olarak devletten maaş alan bir din adamları sınıfı ortaya çıktı. Türkiye’de de bu uygulamaya adım adım 1950 sonrasında geçildi. Bütün yaptıkları Müslüman olan herkesin, istediğinde yaptığı ibadeti yapmak olan ama bunun karşılığında milyonlarca emekçinin kazancının en az iki misli maaş alan bir din adamları sınıfı. Daha doğrusu bir ruhban sınıfı. İşte bu ruhban sınıfının geleceğini, gerçekten de daha dört yaşındayken gencecik beyinleri sorgulayamaz, şüphe duyamaz ve dolaysıyla itiraz edemez hale getirmeniz durumunda garantiye alabilirsiniz. Geçen yıl İmam Hatip Ortaokullarından mezun olan öğrencilerin yarısı İmam Hatip Liselerine gitmemiş. AKP iktidarının normal liseleri keyfi olarak İmam Hatip Liselerine çevirmesi ve olanağı olmayan öğrencilerin deyim yerindeyse zorla gitmeleri söz konusu olmasa, İmam hatip liseleri kayıt olacak öğrenci bulmakta zorlanacaklar. Ali Erbaşları panikleten ve daha dört yaşındaki çocukların beyinlerini ele geçirme eylemine yönelten bu gerçekliktir.
Mehmet Bedri Gültekin yazdı...

Bir arkadaşım anlattı. Ankara’daki bir akrabası “oğlum dinini öğrensin, iyi bir çocuk olsun” düşüncesi ile sekiz yaşındaki çocuğunu Kuran Kursuna gönderiyor. Kursa devam eden çocuk bir müddet sonra kız kardeşine neden başını örtmediğini ve günaha girdiğini söylemeye başlıyor. Daha da ötesi babasının veya diğer erkeklerin kendi kızıyla da olsa bir yerde yalnız kalmaması gerektiğini söylüyor. Ablasına,“erkeklerle yanyana oturma” demeye başlıyor.Gene söylediğine göre; ‘Kuran kursu hocası onlara Allah tarafından gönderilmiş’ vb. vb.

Aile bir müddet sonra çocuğu Kuran kursuna göndermekten vazgeçmiş. Arkasından çocuğun normal haline dönebilmesi için psikoterapiste bir müddet gitmek zorunda kalmışlar.

Bu basit bir örnektir. Bu örnekten çıkan sonuç; bırakalım 8 yaşındaki çocukları, ısrarla 4 – 6 yaş grubundaki çocukları Kuran Kurslarına göndermek isteyenler, gerçekte bu ülkenin geleceğine karşı en büyük cinayeti işliyorlar.

Tescilli Cumhuriyet Devrimi, laiklik ve Atatürk düşmanı Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 4 -6 yaş çocukların kuran kurslarına gitmeleriyle ilgili olarak geçenlerde çıktığı Şırnak gezisinin ardından yazılı bir açıklama yaptı.

Önce Erbaş’ın yazdıklarını okuyalım:

“4 -6 yaş grubu sınıflar açıyoruz. O sınıflarımıza ne kadar çok çocuk gelirse istikbalimiz o kadar aydınlık olacaktır inşallah”

“Eğitim bilimci ve psikologlara göre de insanoğlunun karakter yapısının yüzde 70’i, yedi yaşından önce oluşuyor.

“Biz istiyoruz ki 7 yaşından önce çocuklarımıza sevgiyi, saygıyı, dürüstlüğü öğretelim.”

Diyanet İşleri Başkanı’nın bu sözleri son derece önemlidir. Ve aslında bir itiraftır. Bir yanıyla gerçekleri ifade etmektedir. Bir yanıyla da ülkemizin ve çocuklarımızın, kısacası geleceğimizin yüzyüze olduğu tehlikeyi göstermektedir.

NASIL BİR EĞİTİM?

Birinci olarak insan karakterinin yüzde 70’nin hatta belkide daha fazlasının, yedi değil beş yaşına şekillendiği bilimsel bir gerçektir.

Yani çocuk, araştıran, sorgulayan bir kişiliğe mi sahip olacak, yoksa genel olarak hayatın, toplumun ve kendi geleceğinin vb tartışılmaz ve “değiştirilemez” bir takım kararlar ile önceden belirlenmiş olduğu gibi düşünceyle mi eğitilecek?

Açıktır ki 4 yaşında Kuran kursuna başlatılan çocuk, bir takım “tartışılamayan”, ve “sorgulanamayan doğrular” olduğunu ezberleyerek hayata başlayacak.

Böyle bir eğitimden geçen çocuk, 21. Yüzyılın dünyasının hangi ihtiyacına cevap verecektir?

Bugüne kadar Nobel bilim ödülü alan kaç Müslüman var ve bunun nedeni üzerinde biraz düşünmek gerekmiyor mu?

Veya bugün Müslüman ülkelerde bir yıl içinde yeni buluş anlamında kaç patent başvurusu yapılıyor? Cevap son derece olumsuzdur.

Kısacası 4 -6 yaş çocuklarını bilimsel esaslar dahilinde eğitenler, bilimsel gelişmede, refahta vb. her alanda en ilerdeler.

İNSAN OLMA EĞİTİMİ

Ali Erbaş “biz istiyoruz ki çocuklarımıza önce sevgiyi, saygıyı, dürüstlüğü öğretelim” diyor. Peki biz de soralım:

Şeriat düzeni ile yönetilen hangi ülkede çocuklar sevgi, saygı ve dürüstlük öğretilerek büyüyorlar. Tam tersine bu ülkelerin tümü, söz konusu insani özelliklerin hepsinde dünya ülkeleri sıralamasında ne yazık ki en arkalarda bulunuyorlar.

Ama bunun tam tersi örnek bizim yakın tarihimizde vardır. Atatürk Türkiye’sinde bırakalım 4 – 6 yaş grubundaki gencecik dimağlara tartışılamayacak-sorgulanamayacak “doğrular” boca etmeyi, uzunca bir süre din eğitimi de yoktu.

Ama Cumhuriyet Devrimi yıllarındaki gençlik, bugün artık gıpta ile andığımız sevgi, saygı ve dürüstlükle eğitildi. Kendini düşünmenin ayıp olduğu, küçümsendiği, en büyük mutluluğun kendinden önce vatanı ve milleti düşünmekle elde edileceği, Cumhuriyet Devriminin genç kuşaklara verdiği eğitimin temel taşlarıydı.

Öyle olduğu içindir ki 12 Eylül Amerikancı darbesine kadar ve o darbe sonucunda dini eğitimin zorunlu hale getirilmesinden önce, Türkiye’de sokakta rastladığın her kişi, aynı zamanda güvenebileceğin bir “yurttaş”ındı.

Türkiye Cumhuriyetinde 1970’lere kadar şehir ve kasabalarda bile sıcak yaz gecelerinde evlerin kapıları kapatılmazdı.

20 yıllık “İslamcı” AKP iktidarının sonunda bugün ise bırakalım dış kapıların açık olmasını, birinci veya ikinci katların pencerelerinin açık olması bile hırsızlık vakaları için yeterli olabiliyor.

Türkiye’nin yakın tarihi Ali Erbaş’ın söylediklerinin tam tersini doğruluyor.

İsteyen herkes verilere çok rahat ulaşabilir. Cumhuriyet Devrimi Türkiye’sindeki suç oranları ile AKP iktidarı dönemindeki suç oranlarını karşılaştırın; dağlar kadar farkın olduğunu göreceksiniz.

KİMİN GELECEĞİ

Ali Erbaş,“Ne kadar çok 4 -6 yaş grubu çocuğu Kuran Kursuna alabilirsek geleceğimiz o ölçüde Aydınlık olacak inşallah”derken son derece haklı! Ancak burada bahsettiği “gelecek”, milletin geleceği değil, “ekmeğini dinden kazananların”, başka bir deyişle “ekmeğini, çalışanların sırtından kazananların” geleceği.

Müslüman dünyanın en büyük sorunu “ekmeğini dinden kazanan bir ruhban sınıfının yaratılmış olduğu” gerçeğidir.

Arkada kalan 14 yüzyıl içinde diğer dinlerden farklı olarak Müslüman dünyada bir din adamları sınıfı olmadı.

Din adamları, aynı zamanda birer mesleği olan insanlardı. Esnaftılar, çiftçiydiler, tüccardılar vb. Namaz saatinde cemaatin önüne geçip namazı kıldırıyor, sonra da kendi işlerine dönüyorlardı,

20. yüzyılda ise İslam dünyasında emperyalizme bağımlılığın bir sonucu olarak devletten maaş alan bir din adamları sınıfı ortaya çıktı. Türkiye’de de bu uygulamaya adım adım 1950 sonrasında geçildi. Bütün yaptıkları Müslüman olan herkesin, istediğinde yaptığı ibadeti yapmak olan ama bunun karşılığında milyonlarca emekçinin kazancının en az iki misli maaş alan bir din adamları sınıfı.

Daha doğrusu bir ruhban sınıfı.

İşte bu ruhban sınıfının geleceğini, gerçekten de daha dört yaşındayken gencecik beyinleri sorgulayamaz, şüphe duyamaz ve dolaysıyla itiraz edemez hale getirmeniz durumunda garantiye alabilirsiniz.

Geçen yıl İmam Hatip Ortaokullarından mezun olan öğrencilerin yarısı İmam Hatip Liselerine gitmemiş. AKP iktidarının normal liseleri keyfi olarak İmam Hatip Liselerine çevirmesi ve olanağı olmayan öğrencilerin deyim yerindeyse zorla gitmeleri söz konusu olmasa, İmam hatip liseleri kayıt olacak öğrenci bulmakta zorlanacaklar.

Ali Erbaşları panikleten ve daha dört yaşındaki çocukların beyinlerini ele geçirme eylemine yönelten bu gerçekliktir.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve vansesigazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.