İnsanlığın zor sınavı Filistin
Şahbettin Uluat
Dün gece insanlık tarihine kara bir leke daha eklendi. İsrail insani yardım malzemelerinin girmesini engelleyip aç, sefil, barınaksız bıraktığı sivillere yönelik kıyımı sürdürdü.
Dün gece İsrail uçakları harabe halindeki Gazze topraklarında yaşama tutunmaya çalışan silahsız insanların üzerine gecenin sahur saatlerinde havadan bombalar yağdırdı. Şu ana kadar belirlenen rakamlara göre çoğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 330’dan fazla insanı öldürdü, daha fazlasını da yaraladı.
Dün gece bu katliama yol veren İsrail yönetimi tek taraflı ve kalleşçe saldırılarını yine “savaş” olarak tanımladı.
Dün gece, “konu AB üyeliği olduğunda bin dereden su getiren bizim ülkemizden insan hakları konusunda gelişme beklediklerini ifade eden Avrupa Birliği”, Rusya, Kanada, Avustralya ve bütün diğer ülkeler bu insanlık dramını artık kanıksadıkları için hayretle değil ama dehşetle izlemekle yetindiler.
Dün gece dünyanın ağalığına soyunan, ülkesinin seçim sürecinde “Ben geldiğimde savaşları bitireceğim,” diyen ancak başkan seçildiğinde de “İsrail’e her türlü yetkiyi verdik, istediğini yapabilir,” sözüyle katliamlara kapı aralayan, Gazze toprakları için farklı rüyalar gördüğünü itiraf etmiş bulunan güdümlü devlet başkanı kulağının üzerine yatıp uyudu.
Dün gece kendi soydaşları katledilen Arap ülkelerinin yöneticileri ile İslam İşbirliği Teşkilatı da yine ağızlarına fermuar çektiler.
*
İnsan haklarından ve adaletten çokça söz edilen günümüz dünyasında pek çok ülkenin iç hukuklarında en küçük bir yaralama, sıradan bir hak gaspı bile ciddiyetle değerlendirilip cezalandırılmakta iken, konu uluslararası hukuk olduğunda bütün dengeler Birleşmiş Milletlerin beş daimi üyesi lehine bozulmaktadır. O beş üyeden herhangi birinin desteğini alabilen her ülke, ABD destekli İsrail misali hukuk kurallarını hiçe sayabilmekte, her türlü zulmü, hak ihlalini gerçekleştirebilmektedir.
Temel insan hakları konusunda ciddi kararlar içeren ve 10 Aralık 1948 tarihinde yayınlanan İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin Filistin topraklarında İsrail zulmünün başladığı 1948 yılına rastlaması bu bakımdan dikkat çekicidir. Bildirge yayınlandığı yıl itibariyle uluslararası alanda işlevini yitirmiştir.
Terör ve Güvenlik Uzmanı Coşkun Başbuğ’un veciz ifadesi ile “Filistinlileri bu zulümden Birleşmiş Milletler değil ama kurtarsa kurtarsa birleşmiş vicdanlar kurtaracaktır. Ufukta şu an için görülen çözüm budur.
İnanıyorum ki, o birleşmiş vicdanların sahipleri dün olduğu gibi bugün de, yarın da dünyanın her yerinde cadde ve meydanları dolduracaklardır.
Hiçbir gece sonsuza kadar sürmez. Her gecenin bir gündüzü vardır. Bu zulüm ve katliamlar da her inançtan, her ırktan, her milletten vicdan sahiplerinin samimi sahiplenmeleri, fedakârlıkları, işbirlikleri, çabaları ve çözüm yollarını bulup açmaları ile eninde sonunda bir şekilde sona erecektir.
Yunus Emre’yi atfedilen “Zulm ile abad olanın ahiri berbad olur,”sözü eninde sonunda o topraklarda da somutlaşacak, anlamını bulacaktır.
Dileklerimiz ve dualarımız o yöndedir.